BİLEĞİNİN HAKKIYLA

Bu haber 13 Temmuz 2010 - 0:00 'de eklendi ve 624 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Bir
aydır Güney Afrika’da devam eden “Dünya Futbol Şampiyonası” favori
gösterilen İspanya’nın mutlu sona erişmesiyle sona erdi.

Futbol tutkunları için
seyir zevki tatmin etti mi? bilmiyorum ama şahsen düşük kapasiteyle oynanan
şampiyona olduğunda şüphe yok.

Sade
ben değil yorumcular dahi aynı kanaatte olduğuna göre futbol açısından silik
bir organizasyondu.

Aslında, toplam 60 maç
oynanan organizasyonda, hafızalardan silinmeyecek etki bırakan müsabaka
sayısının yok denecek kadar az olması, bu şampiyonanın üzerine gölge düşürdü.

Kaldı
ki sükut-u hayale uğratan sadece ortaya konan futbolun tatmin etmemesi değil.

Ya Vuvuzela adı verilen
yerli Afrika çalgının kulakları tırmalayan etkisi.

Hangi birimiz rahatsız
olmadı!

90
dakika boyunca beynimizi tırmalayan aynı ses hala kulaklarımızda çınlıyorsa
daha başka ne söylenir.

O bakımdan son dünya şampiyonası,
silik futbol ve vuvuzelanın beyinleri tırmalayan etkisi olarak hatırlanacaktır.

***

Şampiyonaya
katılan takımlara gelince.

Belki hissi olarak
yorumlanacaktır ama kabul edelim ki Türkiye bu şampiyonada olmalıydı.

Çoğu
takımın ortaya koyduğu futbola bakınca, şahsen Türk Milli Takımımızın yer
almayışına üzüldük.

O
bakımdan, milli takıma seçilen futbolcular, 2014 yılında yapılacak olan dünya
futbol şampiyonasına mutlak katılmalıyız düşüncesinde olmalılar.

Aynı
şampiyonaya katılan takımlardan en büyük sürprizi yaşatan, bir değil birçok
takım oldu.

Başta son dünya
şampiyonu İtalya.

Hangi birimiz İtalya’nın
eleme grubunda ortaya koyduğu futbolu beğendi.

Ya Fransa?

Ve de İngiltere?

Fransa adeta sefilleri
oynadı.

İngiltere, diğerlerine
nazaran bir nebze iyiydi ama Almanya karşısında tutunamadı.

Bu yüzden tarihin en
büyük hezimetlerinden birini yaşayarak turnuvaya erken veda etti.

***

Her
dünya futbol şampiyonasına damgasını vuran Güney Amerika takımlarına gelince.

Avrupa takımları
karşısında bu defa başarılı olamadılar ama Brezilya ve Arjantin, turnuvaya renk
katan takımlardı.

Her ne kadar eski
Brezilya’dan eser olmasa da, ismi dahi diğer takımların çekinmesine neden oldu.

Şu aşamada dünyanın bir
numaralı futbolcusu olarak gösterilen Messi, Arjantin’in favori olarak
gösterilmesini sağladı ama, futbolun kişisel oyun olmadığı bir kez daha orta
çıktı.

Aksi
olsaydı, aynı futbolcu Arjantin’i şampiyon yapardı.

Yine
de Güney Amerika takımlarından Uruguay ve Paraguay, şampiyonanın iz bırakan
takımları oldular.

***

Şampiyona
öncesinin favori takımları arasında gösterilen Brezilya ve Arjantin, yarı final
öncesinde elenince, meydan 3 Avrupa takımına kaldı.

Almanya, Hollanda ve
İspanya.

Son
yıllarda sergilediği futbolla eleştiri oklarını üzerine çeken Almanya’nın, yine
de turnuva takımı olduğu göz ardı edilmiyordu.

Nitekim
otoriteleri haklı çıkardı. Ta ki İspanya müsabakasına kadar.

Aynı
maçta tanınmayacak kadar kötü olması, final şansını kaybetmesine neden oldu.

Geriye ipi
göğüsleyebilecek takımlardan Hollanda ve İspanya kalmıştı.

Nitekim öyle oldu.

2 Avrupa takımı, 2010
yılının dünya şampiyonu olmak için sahaya çıktılar.

2 takımdan daha şanslı
olarak gösterilen İspanya idi.

Özellikle Avrupa
Şampiyonu olan Barcelona ağırlıklı futbolculardan kurulu olması, buna nedendi.

Hollanda’yı şanslı kılan
2 formda oyuncu Roben ve Şneijder’in varlığı idi.

Ne var ki karşılarında
İspanya vardı.

İspanya
finalde, diğer maçlarda olduğu gibi Hollanda’nın uyguladığı taktik gereği bol
pas trafiği yaratamasalar da, uzatma dakikalarının sonlarına doğru bir
fırsatını bulup, kendisini dünya şampiyonu yapan golü attı.

Sonuçta
İspanya, herkesin ortak kanaatini yanıltmadı ve bileğinin hakkıyla dünya
şampiyonu oldu.

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.