Beş Kala

Bu haber 23 Nisan 2015 - 11:56 'de eklendi ve 984 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

İSMAİL ATASEVER

23 Nisan 1920 tarihinin geçmişten günümüze ülkemiz insanı adına neler ifade ettiğini bilmem idrak etmemek kabil mi?

Hiç şüphe etmiyorum ki mümkün değil.

Zira bugün, dünyada bir eşi daha görülmeyen mücadeleye atılmak adına oluşturulan meclisin kurulduğu gün..

Mücadeleye atılmak için diyorum.

Aynı süreçte ülkemiz, bir kısım emperyalist ülkelerin istilasına maruz kalmıştı.

Kuzeyden güneye, batıdan doğuya uzanan çizgide yer alan vatan topraklarında gözü olanlar, adeta ülkemizi parsellemişlerdi.

Sanki kendi topraklarıymış gibi İngilizler İstanbul ve İzmir’i gözüne kestirirken diğerleri boş durur muydu?

Yunanlılar İzmir dolaylarını istila ederken İtalyan’lar Muğla havalisinde yerleşmişlerdi.

Ülkemizin güneyinde yer alan bölgeler kentlerini işgale yeltenen de Fransız’lar olmuştu.

Ruslar ise Doğu ve Karadeniz bölgesi kentlerini tehdit ediyorlardı.

Kısaca 1914-1918 yılları arası I. Cihan Savaşı sürecinde Türkiye, bütünüyle bir kısım emperyalist ülkelerin istilasına maruz kalmıştı.

Bize kalan topraklar ise sadece Ankara merkezli İç Anadolu Bölgesi ve civarıydı.

***

Peki şimdi ne olacaktı?

Türkiye, emperyalist ülkelerin istila girişimlerine kader deyip geçecek miydi?

Yoksa, sonuna kadar direnip, ülkeyi düşman güçlerinden arındıracak mıydı?

İşte, ülkemizin karşı karşıya kaldığı bu süreçte bir ışık doğar.

Bu vatanın düşman güçlerinden arındırılması adına yanan bir meşaledir.

Bunu yakan da Mustafa Kemal’den başkası değildir.

O, şartlar ne olursa olsun, vatanın düşman güçlerinden temizleninceye kadar savunulması taraftarıdır.

Bu uğurda ya kanımızın son damlasına kadar mücadele ederek ülkemizi düşman güçlerinden temizleyeceğiz.

Ya da kaderimize razı olacağız!

Ama Mustafa Kemal, ülkenin istila edilmesini içine sindirecek birisi değildir.

Zira bunun anlamı, düpedüz esaret altında yaşamaktır.

Ne var ki Türk Ulusunun kaderinde bu tür bir kabullenme yoktur.

Onlar Tarih boyunca esaret nedir bilmemiştir.

Bu inançtaki Mustafa Kemal, ordudan ayrılarak önce İstanbul’a gider.

Ve havayı koklar.

İstanbul’da daha fazla kalmanın sakıncalı olacağını düşünür.

Bunun üzerine Bandırma Vapuruyla Karadeniz’e açılır.

Tarih 19 Mayıs 1919 dur.

Ve Samsun’a ayak basar.

Niyeti ülkenin kurtuluş mücadelesi için meşaleyi burada yakmaktır.

Bu arada sanılmasın ki Mustafa Kemal bu süreci sorunsuz aşmaya çalıştı!

Karşısına engeller çıkmadı!

Çıktı, hem de tahmin edilmeyecek kadar.

Ne var ki Mustafa Kemal inançlıydı.

Vatanın kurtarılması adına topyekûn bir mücadele verileceğini biliyordu.

İşte ondaki bu inancın oluşmasına neden olan, Türk halkının şahsına gösterdiği güven ve itimattan başkası değildi.

Üstelik bu durum her geçen gün daha bir hissedilmekteydi.

Zira ülkenin her köşesinden kendisine bağlılık mesajları gelmektedir.

Bunun üzerine Mustafa Kemal harekete geçmek gerektiğini düşünür.

Bunun adı kurtuluş mücadelesi için nasıl hareket edileceğinin belirlenmesidir.

Bu nedenle bir takım önemli kararların alınacağı kongreler yapılması taraftarıdır.

Önce 23 Temmuz- 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum Kongresi gerçekleştirilir.

Ardından 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında Sivas Kongresi yapılır.

Oldukça uzun ve tartışmaların yaşandığı kongrelerde vatan savunmasının tüm detayları en ince ayrıntısına kadar masaya yatırılır.

Bu girişim tüm illere iletilir.

Bunun üzerine, ülkenin bir ucundan diğerine bir coşku seli oluşur.

Anlaşılır ki, Türk insanı için ast olan vatan savunmasıdır.

Gerisi teferruat.

İşte bu inanç ve Mustafa Kemal’e duyulan güven üzerine bir karar alınır.

Bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurulmasıdır.

Dolayısıyla büyük bir heyecan ve coşku içerisinde 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM’nin temeli atılmış oldu.

Mustafa Kemal meclis başkanı seçilir.

Artık bundan böyle ülkenin kurtuluş mücadelesine atılacağı süreçte tüm kararlar burada alınacaktır.

Ve alınır da.

Sonrası malum.

Türkiye, giriştiği amansız vatan savunması sonrasında düşman kuvvetlerini bir bir ülkeden dışarı atar.

İşte, dünyada bir eşi daha görülmeyen bir vatan savunmasının başlangıcı kabul edilen 23 Nisan 1920 tarihi, TBMM’nin aldığı kararla çocuklara armağan edilir.

Dolayısıyla o gün bugün her 23 Nisan, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanmaktadır.

Bu yıl da dalya demeye beş kala, yine büyük bir coşkuyla kutlanacaktır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.