Ben Sana Adam Olamazsın Demedim Ki!

Bu haber 30 Ocak 2019 - 1:11 'de eklendi ve 1.499 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris Koç

Çocukluğumun geçtiği 80’li yıllarda bizim köyde televizyon yalnızca hali vakti iyi birkaç hanede vardı. Telefon ise her köyde bir evde vardı. Herkes iletişim ihtiyacını bu telefonla karşılıyor, akşamları ise komşular televizyonlu evlerde toplanıyordu. Biz de çoğu zaman annemizden habersiz kaçarak komşumuz Ahmet Amca’ya misafir olurduk. O yaşlarda bizim haberle, ülke gündemi ile ilgimiz yoktu. Tek heyecanımız yabancı diziler ve Türk filmleriydi.

O yıllarda dış dünya ile iletişimi sınırlı olan insanların muhabbetleri, muhabbetlerini oluşturan konular ve anlatılan hikâyeler de hep aynıydı.

Örneğin hep aynı bilmeceler sorulurdu bize: “Bir sepet yumurtanın altı çıktı, geriye kaç yumurta kaldı?” Yine bir tilki, bir koyun, bir ot balyasını tek tek ve birbirine yedirmeden derenin karşısına geçirme bilmecesi çok meşhurdu.

Örneğin aynı espriler yapılırdı hep. “Sana Akdeniz’i göstereyim mi?” diyen büyükler bizi iki kulağımızdan tutup havaya kaldırırdı. Akdeniz’i görme hayali ile büyüklere teslim olan çocuklar, acıyla yerine otururdu.

Örneğin her ortamda büyükler bize akıl vermek için baba ile oğlun hikâyesini anlatırdı. Yeni nesil bu hikâyeyi pek bilmez. Yeri gelmişken eski günleri yâd edelim.

Babası hayırsız oğluna hep “Oğlum sen adam olamazsın.” dermiş. Her gün bunu duymaktan usanan oğul da bir gün babasına “Bir gün nasıl bir adam olduğumu sana göstereceğim.” deyip evi terk etmiş. Aradan yıllar geçmiş, genç  okumuş ve bir ile vali olmuş. Vali olduğu gün “Falan köyde bir adam var, onu alıp bana getirin.” deyip iki askerini köyüne göndermiş.

Askerler babayı bulup apar topar vali konağına getirmişler. Babasının içeri girmesiyle ayağa kalkan oğul, “Baba, bana adam olamazsın diyordun, bak ben vali oldum.” demiş.

Hafiften gülümseyen baba gayet sakin bir şekilde “Oğlum ben sana vali olmazsın demedim ki, adam olamazsın dedim. Adam olsaydın babanı ayağına getirmezdin.” cevabını vermiş.

Çocukluğumuzda beynimize kazınan bu hikâyenin mesajına uygun bir evlat olabildim mi; annemi, babamı razı edebildim mi, bilemiyorum. Ancak “adam” olabilmek öyle kolay bir şey değil.

Şan-şöhret sarhoşluğuna kapılıp kendini dev aynasında gören cücelere bu hikâyeyi anlatmak lazım.

Makam ve unvan sarhoşluğuna kapılıp astlarına, çalışanlarına hakaret etme hakkını kendisinde gören hadsizlere bu hikâyeyi anlatmak lazım.

Güç ve yetki sarhoşluğuna kapılıp etrafındakilere her şeyi yaptırma hakkını kendisinde gören kaplan görünümlü kedilere bu hikâyeyi anlatmak lazım.

Servet sarhoşluğuna kapılıp başkalarını küçümseyen sonradan görmelere bu hikâyeyi anlatmak lazım.

Bu hikâyeyi hatırlamamım iki nedeni var: Birincisi siyasi görüşü, dünya görüşü birbirinden farklı olan bir kesimin, kendisi gibi olmayan diğerine karşı kullandığı söylem…

İkincisi ise makam, unvan, yetki ve güç sahibi bazı kişilerin; buradan aldığı güçle, hem de kalabalıkların içinde astlarına ya da etrafındakilere hakaret etmesi…

Bu da şunu gösteriyor: Benim gibi değilsen, benim gibi bir sosyal yaşamın yoksa ne olduğunun önemi yok. Benim yerimde değilsen, benim sahip olduğum makam ve yetkiye sahip değilsen; kim olduğunun ya da ne yaptığının bir önemi yok. “Kendinin köylü, benim de efendi olduğumu unutma…

Oysa bir makama gelmekle, maddi güç elde etmekle insanlığa erişmek aynı şey değil. İnsanlık ve adamlık ise bir erdem… Bu da eğitim değil, bir kültür meselesi. Alınan diplomalar ve sahip olunan unvan ve güç kişiyi “adam” yapmıyor. Kişinin sahip olduğu değerler ve içinde yetiştiği kültür, kişiye bu erdemi kazandırıyor.

Mal da yalan, mülk de yalan. Hepsi gelip geçici. İnsanlık ve insana dair erdemler baki. “Ali kıran, baş kesen” olmanın bir gereği yok. İnsanları hakir görmenin, aşağılamanın, başkalarının ensesine basıp yükselmeye çalışmanın, hak yemenin bir gereği yok.

Son padişahlar cu­ma namazına gi­derk­en  öğrencilerden bir grup, yol üzerinde Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!” diye bağırırlarmış. Galiba bizim de bazı makam odalarının kapılarına bu sözü tabela yapıp asmamız gerekiyor.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.