Basın, tartışma ve kamu olmadan demokrasi!

Bu haber 25 Haziran 2009 - 0:00 'de eklendi ve 970 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Dünkü yazımda 18. Dönem Muğla Milletvekili Şükrü Zeybek’in elektronik postasına yer verdim. Bunu yaparken büyük keyif aldım.
Çünkü, bu güne kadar pek çok kişi belediye başkanlığına, belediye meclis üyeliğine aday oldu. Kimi seçildi, kimi seçilemedi. Seçilemeyenlerin bir daha sesini duyan; meclis üyeliğine seçilenin mecliste sesini çıkardığını gören olmadı…
Bu Muğla merkezde böyle. Sanırım ilçelerin çoğunda da böyledir.
Dün de vurguladığım gibi bu olumsuzluğu bozan ilk isim 2004’te Muğla Belediye Başkanı adayı olan Şükrü Zeybek oldu.
 
xx           xx           xx
Bir belediye başkanı adayının görevi sanki seçilene kadar. Seçilmeyince görevi sona eriyor!
Yok böyle bir şey. Olmamalı…
İnsan neden aday olur? “Ben bu işi biliyorum. En iyi ben yaparım” diye.
Hal böyle olunca seçimi kaybeden adayların, seçileni izlemek, denetlemek gibi görevleri, sorumlulukları olması gerekmez mi…
Şükrü Zeybek’i kutluyorum. Arkasının gelmesini diliyorum. Çünkü bu katılımcı demokrasinin gereği…
 
xx           xx           xx
“Kamuoyu” da öyle.
Kamuoyu olmadan demokrasi olur mu?
Şükrü Zeybek, dün bu köşede yer alan mesajında, “Kamu Belediye midir? Kamu Milli Emlak midir? Vatandaşın haklarının olmadığı veya uygulanmadığı yerde Kamu veya Kamu menfaati olur mu?” diye soruyor ve bunların sorgulanmasını istiyordu.
Bu konu çok önemli. Tartışılmalı. Nitekim, sayın Zeybek de, “Muğla Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümü Muğla’da Geniş katılımlı bir panel ile ‘KAMU’ kavramını tartışmaya açmalı.” diyor.
Sayın Zeybek’in sorularına “Kamuoyu olmadan demokrasi olur mu?” sorusunu da eklemeliyiz. Ve hep birlikte tartışmalıyız.
 
xx           xx           xx
Muğla Üniversitesi böyle bir tartışma açar mı bilemiyorum. Açmalı. Üniversite’nin görevlerinden biri de bu değil mi? Sadece üniversiteler değil, biz gazete yazarlarının da sorumluluklarından biri bu…
Farklı gazetelerin köşe yazarları da tartışmalı bu konuyu…
İyi de bu sorumluluğu hangi meslektaşlarımız ile yerine getireceğiz?!!
 
xx           xx           xx
Kavaklıdere, Ula, Datça ve Köyceğiz hariç bütün ilçelerimizde hemen hemen 4-5 günlük gazete çıkıyor. Hafta da bir, arada bir çıkanlarla il genelinde neredeyse 50’nin üzerinde gazete yayınlanıyor.
Belki abartılı olacak ama, bu 250’ye yakın ‘köşe yazarı’ demek.
Dün şöyle bir veb sitesi olanları dolaştım. Zaten çoğunu yakından izleme olanağı buluyorum.
Bu 250’ye yakın gazeteci-yazar ve yazarın içinde yereli, Muğla’yı kaleme alan sayısı neredeyse iki elin parmakları kadar yok!
Evlerimizin önünü bok götürüyor, onlar Türkiye’nin çöpü ile ilgililer.
Yoksa sorun biz basın mensuplarında mı başlıyor ne…
 
xx           xx           xx
Sayın Zeybek, ‘kamu’nun tartışılmasını önerdiği mesajında biz basın mensuplarını da şöyle eleştiriyordu:
“Yanan Belediye sineması yerine yapılmakta olan otopark inşaatı tüm Muğla Kamuoyunun önünde devam ederken, birçok eleştiriyi hak etmesine rağmen Meclis Üyeleri, Meslek Odaları ve Basınımız da dahil olmak üzere hiç kimseden ses çıkmıyor.”
Haklı…
Bu konuda hiç mütevazı değilim. Kesintisiz yerel konuları ele alan bir iki arkadaşım dışında tek köşe yazarı benim. Bu yüzden de en çok okunan olduğumun farkındayım. Ama muhataplarının önemli bölümünün de “Özcan Özgür’den başka bu konuda yazan olmadığına göre, biz doğru yapıyoruz” diye kendini rahatlatıp, beni de köyün delisi ilan ederek, “Özcan Özgür delidir, ne yazsa yeridir” diyerek kör ve sağır kaldıklarının da farkındayım!
 
xx           xx           xx
Bırakın Türkiye’nin meselelerini yaygın basının yazarlarına. Biz kendi evimizin önüne bakalım… Bu işin sağı-solu yok. Aynı gemide; Muğla gemisinde yolculuk ediyoruz. Onun adamı, şunun piyonu olmanın alemi yok…
 
xx           xx           xx
Bu konu beni yıllar öncesine götürdü. Hamle’nin sahibi ve başyazarı Hüseyin Nizamoğlu idi. Ben de 18. Dönem Muğla Milletvekillerinden Tufan Doğu’nun İlkadım Gazetesi’nde yazıyordum. Kalemimden kan damlıyordu. Dönemin valisi sanırım Çetin Birmek’ti. Bir gün Nizamoğlu önüme geçti, “Len oğlum bu adamı eleştirip durma. Onun buradan gitmesini bizde istiyoruz, ama senin yüzünden gitmiyor. Adam gidiyor Ankara’ya, bakın beni komünistler eleştiriyor. Ben doğru yapıyorum, diyor ve yerinde kalıyor.” dedi.
Bir daha o valinin aleyhinde yazmadım. Ve gitti…
Nizamoğlu ile karşılıklı köşelerimizden birbirimiz aleyhinde en keskin yazıları yazardık ama, Muğla meselelerinde hemen paslaşmaya girerdik. Muğla Üniversitesi’nin kuruluşunda da öyle olmuştu…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.