Baro’dan Cumhuriyet manifestosu!

Bu haber 29 Ekim 2009 - 0:00 'de eklendi ve 798 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Özgürlük ve bağımsızlığımızın teminatı olan “Laik, Demokratik Cumhuriyet”in bu gün 86. yılını idrak edeceğiz.
Neredeyse bir insan ömrü kadar olmuş.
Devletlerin ömrü, insanların ömrü ile kıyaslanır mı…
86 yaşında bir insan ‘yaşlı’dır, ama 86 yaşında bir devlet “genç”tir.
Oldukça genç bir Cumhuriyet’e sahibiz. Kurulduğundan beri saldırı altında. Orasından burasında didikliyoruz. Şımarıklık, nankörlük ediyoruz.
Ama onlar dışarıdan, biz içeriden boğazlayıp öldüremedik!..
 
xx           xx           xx
Büyük Atatürk’ün 29 Ekim 1923 tarihinde ilan ettiği Cumhuriyet bugünlere gelinceye kadar çok sancılı dönemlerden geçti. Tarihe tanıklık etti, acı olaylar yaşadı.
Yaşlı olsa bunca saldırıyı göğüsleyebilir miydi? Genç olduğu için mi saldırıların karşısında halen dimdik ayakta?
Sanıyorum temelleri sağlam atıldığı için…
Ben Cumhuriyetin geleceği için çok fazla endişe duyanlardan değilim.
Cumhuriyetimiz atlattığı badireler, kazandığı deneyimlerle olgunlaşıyor.
Her güçlü, köklü devletin geçtiği yollardan geçiyoruz…
 
xx           xx           xx
Siz benim “şımarıklık, nankörlük ediyoruz” dediğime bakmayın. Edenleri herkes biliyor!
“Necip Türk Milleti” cumhuriyete ve demokrasiye sahip çıkmaya devam ediyor.
Bu millet kendisine kötülük edeni de, hizmet edeni de unutmuyor.
Siyasi yasakları kaldırmasını; demokrasi şehitlerine; Menderesler, Zorlular ve Polatkanlara; General Mustafa Muğlalılara, Denizlere, Nazımlara itibarlarını iade etmesini biliyor…
Aynı şekilde mağdurları bağrına basmayı da biliyor; Demirel, Ecevit ve diğerleri…
Türkiye’yi uçuruma ve karanlığa götüren oyunları yeri geldiğinde bozmasını da biliyor.
Devleti, vatanı, bayrağı, bağımsızlık ve özgürlüğü için her türlü fedakârlığa hazır olduğunu gösteriyor.
Bundan sonra da göstermeye devam edecek.
 
xx           xx           xx
Nitekim milletimiz bu günlerde yine ayakta…
Muğla Barosu Başkanı Av. Mustafa İlker Gürkan’ın dediği gibi, bir ülkede “asiler kahramanlar gibi karşılanırken”, kahramanlar hapishanelere tıkılıyorsa, millet sesini yükseltir.
Milletimiz her zaman sabırlı davranmıştır. Sessizliği anlamlı bir ‘ses’ olmuştur. O ses anlaşılıp, algılanmadığında, duymazlıktan gelindiğinde daha bir gür çıkmıştır.
Son zamanlarda o kadar çok açılıp, saçılmaya başladık ki, necip milletimiz bütün olgunluğu ile “dur bakalım” deyiverdi.
Önceki gün Muğla Barosu Başkanı Av. Mustafa İlker Gürkan “manifesto” gibi bir açıklamada bulundu. Gürkan yaptığı açıklama için şöyle diyordu:
“Elleri kalem tutanların üzerinde korku imparatorluğu kurulurken, elleri silah tutanların ayağına Cumhuriyet savcıları, yargıçları gönderilirse, millet sesini yükseltir…
Açılım denen süreç, süreci başlatanların ilan ettikleri amaçların tam tersine ağır bir bölünme mekanizmasını tetiklemiştir. Ancak Türk milleti eşsiz sağduyusuna uygun olarak tepkilerini ölçülü biçimde ortaya koymaktadır…
Söylediklerimiz Baromuzun; ülkesi, ulusu, bir tek evladı için; içi titreyen, hak ve nasfetle düşünen, hukukun üstünlüğüne inanmış tüm üyelerinin sesidir…”
 
xx           xx           xx
Baro Başkanı Av. Gürkan, manifesto gibi açıklamasının bir yerinde, malum çevrelere iyi niyetlerine ölçüt alacakları önlemleri, şöyle sıralayıp;
“Sorunun çözümüne temel oluşturacak başlıca sosyo-ekonomik proje bölgedeki yarı feodal üretim ilişkilerinin sona erdirilmesidir. Savaş ağalarının her türlü faaliyetleri ve servetleri soruşturma konusu yapılmalıdır. KDP ve Barzani hareketinin Türkiye’deki faaliyetlerine derhal son verilmelidir. Güneydoğuya PKK’ca döşenmiş mayınlar sökülmeli yada mayın haritaları güvenlik güçlerine teslim edilmelidir. Türkiye içinde ve dışındaki tüm PKK silahlı güçleri TC sınırlarının ötesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin operasyon sınırlarının dışına çekilmelidir. Bölgede yıllardır sürdürülen mücadele sırasında suç yada kabahat işlediği iddia olunan askeri personele ve diğer kamu görevlilerine derhal af çıkarılmalıdır. Bu sorun üzerinde düşüncelerini açıklayan kimseler hiçbir biçimde soruşturma konusu olmamalıdırlar. Kürt dilinin ve kültürünün ortaya çıkarılması geliştirilmesi gibi konularda kamusal ilgi uyandırılmalıdır. Ancak örgün milli eğitimin münhasıran ortak dil Türkçe dışında bir dil ile yapılması bilimsel temellerden yoksun bir istemdir…”
Noktayı şöyle koyuyordu:
“Büyük şairin dediği gibi ‘Vatan milletin evidir’.. bu vatana kıymayın efendiler.
Türkiye Cumhuriyeti Ulusal, Demokratik, Laik, Sosyal, Hukuk devletidir.
Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Böyle de kalacaktır… Aksi savaş nedeni demektir.”
 
xx           xx           xx
Cumhuriyetimiz kutlu olsun…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.