BARIŞI KİM ENGELLER?

Bu haber 12 Şubat 2013 - 0:00 'de eklendi ve 1.208 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

Ziya Paşa’nın da dediği gibi “Rencîde olur dîde-i huffâş ziyâdan”
Yarasa, güneşten rahatsız olur. O karanlıkların kuşudur; aydınlıkların değil. O yüzden sevmez yarasa güneşi.
Tıpkı, güneşten rahatsız olan yarasalar gibi, Türkiye’de terörün bitip barış havasına girilmesinden, “Mevsimin Akdeniz olması”ndan rahatsız olanlar var. Bunlar terör rantçılarıdır.
Terör rantçılarının ille de para merkezli bir çıkarı olmaz. Siyasi rantçılar da vardır. Çünkü, bazılarının siyasi hayatını, terör belirler. Terör biterse, bazılarının siyasî hayatları da biter.
İster terörü desteklesin, isterse teröre karşıymış gibi görünsün, etnik zihniyetli partiler ve siyasî kişiliklerin varlık sebebi, terördür. Teröre karşıymış gibi görünüp şehit cenazelerinden nemalanmaya çalışanlar, kendilerine yeni siyaset vadisi açmadığı sürece, yok olup gidecekler.
Barış sürecinden asıl rahatsız olanlar, terörün sağladığı destekle siyaset yapanlardır. Namlu desteğiyle oy alanlar, barış sürecinin sonunda, dımdızlak ortada kalacaklardır. Bu yüzden bunlar, barışın gerçekleşmesini asla istemezler.
Şu anda, terörün desteğiyle siyaset yapıp barış ister gibi görünenler, henüz zamanı ve olayları okuyamamalarından kaynaklanan bir şaşkınlık içerisinde, ne söyleyeceklerini bilemez durumdalar. Yarın öbür gün sürecin gidişatı belli olmaya başlasın, barış düşmanı siyasetçiler, Kandil’deki şahinlerle beraber, süreci engellemek için ellerinden geleni arkalarına koymayacaklardır. Gelinen çizgiyi, alınan mesafeyi sulandırmak ve barışa ket vurmak için yeni taktikler geliştirmesi muhtemel bu terör rantçıları, medyadaki tatlı su barışçılarının sözcülüğü ile desteklenecek ve iktidar zora sokulmaya çalışılacaktır.
Yaşanmakta olan süreçte elbette bizim de eleştirdiğimiz taraflar var. Mesela ben, bebek katilinin “müzakereci diplomat” olarak empoze edilmesini; barışın sadece ona odaklanmış olmasını, şiddetle eleştiriyorum. Terörü başlatanın “çözümcü” olarak takdim edilmesi, maşerî vicdanı yaralamıştır. Süreç şayet iyi yönetilmezse, Türkiye’yi bekleyen tehlikenin “İmralı kazası” olarak tarihe geçeceğinin farkındayım ve henüz “Habur kazası” hafızalarda tazeyken, ikinci bir yol kazasının Türkiye’yi çok büyük bir bunalıma götüreceğini tahmin ediyorum. Bu defa başarılamazsa, iktidar ve Türkiye için yolun sonu göründü demektir.
İçte veya dışta, barışı istemeyen koskocaman bir dünya var. Türkiye, Ortadoğu vizyonunu yeniden kurmadıkça; Ortadoğu’daki “duygu ve kader birliği”ni, teoriden pratiğe geçirmedikçe ve siyasî sınırları berhava eden “insanî ortaklık” zihniyetinin öncüsü olmadıkça; Türkiye’nin iç ve dış barış düşmanlarına gün doğacaktır. Türkiye’de barış olmazsa, Ortadoğu’da ve dünyada barış olmaz.
Haydi Türkiye!…
Bütün eleştirilerimize rağmen, kan kusup “Kızılcık şerbeti içtim.” diyerek; bütün olumsuz düşüncelerimizi içimize atarak barışı tesis edelim.
Yarasalara ve şahinlere inat, güvercinler kazansın…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
emrah 04 Kasım 2013 / 18:09

bu olay bence bir başka birisi yapmış olabilir