Barış İçin Yastayız

Bu haber 12 Ekim 2015 - 0:49 'de eklendi ve 1.058 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Türkiye 10 Ekim Cumartesi günü tarihinin en büyük terör saldırısını yaşadı. Adı tarihe “Kanlı Cumartesi” olarak mı nasıl geçer bilemem, o gün “Emek Barış Demokrasi Mitingi”nin yolu canlı bombalarla kesildi.

Türkiye’nin dört bir yanından gelip, Ankara’da eski tren garında toplanmaya başlayan “insanlar” barış taleplerini bile haykıramadan yaralandılar, can verdiler… İlk bomba, tren garının önünde toplanan bir grup Ruhi Su’nun 1 Mayıs 1977 için yazdığı “Bu Meydan Kanlı Meydan / Ok Fırladı Çıktı Yaydan / Kalkın Ayağa Kalkın / Biz Şehirden Siz Köyden…” türküsü eşliğinde halay çekenlerin arkasında patladı. Değişiklik olmadı ise 95 kişi can verdi, 48’i ağır 246 kişi yaralandı.

Orada değildik, TV ekranlarından duyduk, “Canlı olan var mı?” nidaları yükseliyordu. Marmara Depreminde ki “Sesimi duyan var mı?” nidalarını anımsadım.

Şimdi kamuoyu, derin infial yaratan olayın arkasında kim varsa bulunmasını bekliyor.

 

xx           xx           xx

Türkiye kamuoyu taa Uğur Mumculardan, Bahriye Üçoklardan, Bedrettin Cömertlerden beri olayların arkasında kim varsa bulunmasını bekliyor!

Beklenen, “fail” değil, olayın arkasında bulunanların, yani azmettirenlerin bulunması.

Önce Diyarbakır’da HDP’nin 7 Haziran Seçim Mitingi ’nde 2 bomba patladı 5 kişi öldü, yüzlerce yaralı… Sonra Urfa/Suruç’ta, sınırı geçip Suriye’deki bebelere bebek vermek için toplanan 30 yaş altındaki gençlerden 34’ü canlı bomba kurbanı oldu.

Diyarbakır ile ilgili bir kişi yakalandı. IŞİD’li olduğu söylendi. Yakalanan ise IŞİD’li olmadığını söylüyor. Suruç’ta canlı bomba öldürdükleriyle öldü, hala yakalanan yok. O canlı bombanın da IŞİD militanı olduğu söyleniyor.

Ankara’daki katliamın arkasında da IŞİD olduğu söyleniyor. Suruç’ta olduğu gibi Ankara’da da PKK’yi sorumlu tutanlar az değil. Fakat 3 olaydan herhangi birini üstlenen herhangi bir örgüt de ortaya çıkmış değil!

 

xx           xx           xx

Tıpkı Diyarbakır’da, tıpkı Suruç’ta olduğu gibi Ankara Katliamı’nın ardından yine birlik beraberlik, sağduyu çağrıları yapıldı. Terör lanetlendi…

Failleri bulamıyoruz, azmettiricileri ortaya çıkaramıyoruz, ama birlik beraberliğimizi koruyalım. Terörü lanetleyelim… (!)

Terör, Uğur Mumculardan beri lanetleniyor. Sonuç ise ortada… Beni Ankara Katliamı’nın ardından en çok üzen sosyal medyadaki paylaşımlar oldu.

Sevinenler vardı… Oh olsun diyenler vardı… Beter olun diyenler vardı… Kanınızda boğulun diyen vardı… (!)

Terör böyle mi sonlandırılacak? Birlik beraberlik böyle mi korunacak, sağlanacak? Siyasi liderlere, siyasetçilere ve bir kısım medya mensuplarına bugünlerde büyük sorumluluk düşüyor…

 

xx           xx           xx

“Emek Barış Demokrasi Mitingi”ni HDP veya bir başka siyasi parti düzenlemiş değil. Düzenlemenin sahibi başta DİSK, KESK, Türk Tabipler Birliği ve Barolar Birliği olmak üzere sivil toplum örgütleri…

Mitingde barış talep eden sivil toplum örgütlerinin, meslek odalarının, sendikaların üyeleri kadar CHP, HDP ve başka siyasi hareketlerin üyeleri de bulunuyor. Barış talep etmek için bir araya geliyorlar. Daha miting başlamadan, barış talepleri yükselmeden miting yolunda 20 metre arayla iki bomba sesi yükseliyor…

Sanki çok iyi prova ve hesap edilmiş… İkinci patlama, birinci patlamadan kurtulanların kaçabilecekleri bir noktada patlıyor.

Her iki canlı bombanın düzenekleri bilyelerle güçlendirilmiş… Yani çok sayıda insanın ölmesi istenmiş. Üstelik bu canlı bombaların HDP’lilerin çoğunlukta olduğu noktada patlamış olması da dikkat çekici.

Gönül isterdi ki, teröre karşı düzenlenmiş barış ve demokrasinin talep edildiği bir mitingde CHP’lilerle HDP’lilerle bütün siyasi partiler de yer almış olsun…

Daha bir süre önce İstanbul Yenikapı’da bir sivil dayanışma platformu tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nun katılımıyla “Milyonlarca Nefes Teröre Karşı Tek Ses” mitingi yapılmıştı.

Orada da cumartesi günü Ankara’da toplananlar ve MHP yoktu!

 

xx           xx           xx

Teröre karşı halen tek ses, tek nefes olabilmiş değiliz. Olamadığımız sürece teröre kurban vermeye devam edeceğiz.

Cumartesi gününden beri herkes birlik beraberlik ve sağduyu çağrısı yaparken “Terörün dini, mezhebi, milleti, etnik kökeni olmaz. Her türlü teröre karşıyız.” söyleminde bulunuyorlar. Ama hiç kimse de terör kurbanlarına karşı aynı mesafede aynı duyarlılık içinde olamıyorlar. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu vahşetin hemen ardından yaptığı açıklamada “İçim kan ağlıyor.” diyerek bir bakıma millete tercüman oldu.

“Yazık günah bu ülkeye… Türkiye’nin hak etmediği bir tabloyu Türkiye’ye zorla dayatmaya hiç kimsenin gücü yetmez… Umarım bu acı ve gözyaşı Türkiye’nin gündeminden çıkmış olur.” derken Kılıçdaroğlu şöyle devam ediyordu:

“Yani terörü bitirme konusunda kim bizden ne istiyorsa emin olun açık çek veriyorum… Bizden bir şey mi istiyorsunuz biz onu yapmaya hazırız. Bütün gücümüzle hazırız.”

Bu seslenişin ardından Başbakan Davutoğlu’ndan üçlü zirve çağrısı gelmiş olması da çok önemli. Keşke Başbakan Davutoğlu zirveye CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Bahçeli ile birlikte HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş’ı da çağırmış olsaydı.

 

xx           xx           xx

Demirtaş’ın vahşetin ardından yaptığı açıklama sayın başbakan tarafından kabul edilir olmayabilir. Ben de doğru bulmadım. O zaman HDP’nin diğer Eş Genel Başkan’ı Figen Yüksekdağ’ı çağırabilirdi. Olmadı, olamıyor…

Toplumun bir kesimini dışlayarak terörle mücadele edemezsiniz.

Nitekim Başbakan Davutoğlu’nun yerinde çağrısına MHP Genel Başkanı Bahçeli’den de olumsuz yanıt geldi. Her şeye karşı!

Ben bu yazıyı alırken toplantı başlamamıştı, ne konuştular bilmiyorum zirve Başbakan Davutoğlu ile CHP Lideri Kılıçdaroğlu arasında yapılabildi.

Gönül isterdi ki siyasi parti liderlerinin dördü de yan yana gelip terörü lanetleyerek her şeye rağmen birlik beraberliği fiilen göstermiş olsunlar…

 

xx           xx           xx

İnsanların devlete olan güveninin sarsılması diğer bütün tehditlerden daha büyük bir tehdittir.

Bu son olay ile birlikte insanların devlete olan güveninin tazelenmesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Geçen cumartesi gününden beri en çok konuşulan “zafiyet” konusu… Yani toplumda şu anda “Emek Barış Demokrasi Mitingi” öncesi yeterli güvenlik önlemi alınmamış olması serzenişi hakim…

İlgili bakanlar ise zafiyetin söz konusu olmadığını söylüyorlar. Söylemek yetmiyor, inandırmak gerek. Hala Diyarbakır ve Suruç olayları aydınlatılabilmiş değil. Kimse de “Kanlı Cumartesi”nin aydınlatılabileceğini ummuyor.

Terörün amacı korku ve kaos yaratmaktır. Cumartesi günü yapılamayan miting pazar günü yapıldı. Bu anlamda bilançosu ağır olsa da terörün başaramadığını sevinerek gördük. Ancak Ankara Tren Garı terör saldırısının bir amacı da 1 Kasım Seçiminin yapılmasını engellemek veya seçime katılımın düşük olmasını sağlamak olabilir.

Bütün bunlar kimin işine yarar diye bakmakta fayda var. AK Parti hükümetidir, seçim hükümetidir fark etmez, bu hükümet döneminden sorumludur. Olup bitene kayıtsız kalamaz. Yapacakları açık ve nettir: Devletin bütün imkanlarını kullanarak yine devletin itibarını sağlamaktır.

Bir ülke de güvenlik tedbiri yoksa güvenlik tehdidi vardır. Bir an önce güvenlik tedbiri alınmalı, azmettiriciler ortaya çıkarılmalı, siyasi parti liderleri eksiksiz yan yana gelip, terörü yan yana lanetlemelidirler. Yoksa o kan hepimiz boğacak…

 

xx           xx           xx

Kanlı Cumartesi’nin ardından Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün, Menteşe Belediye Başkanı Bahattin Gümüş, CHP İl Başkanı Mürsel Alban ile CHP Muğla Milletvekilleri kınama mesajları yayınladılar. Umarım öteki partilerin yerel temsilcilerinin ve seçilmişlerinin de kınamalarını görürüz…

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.