Bağlılık-Bağımlılık

Bu haber 01 Eylül 2014 - 23:23 'de eklendi ve 833 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Yürüyor zıd cereyanlarla zamân üstümüze;

Girdibâd üstüne girdâb oluyor meltemimiz.

Deli poyrazları divâne lodoslar kesiyor;

Gitmiyor NÛH’unu sâhilde unutmuş gemimiz.”

Faruk Nâfiz ÇAMLIBEL (Zindan Duvarları’ndan)

 

 

 

Keşke mumun nûruna sevdalı pervaneler olsak aşk uğruna yanmaya ersek! Aşka kanat gersek od’un harında nura gark olsak. Ama zaman, mekân dinlemeyen hayat insanı anlık sevdaların peşinde bir yitişe koşturtuyor. Mıknatısın çektiği eşya hükmünce kendi merkezine doğru koşturtuyor. Nereye gittiğini bilmeden bir kahraman edasıyla neşeyle hatta davullu zurnalı bir koşturmaca. Sebeb-sonuç dairesinde nereden geldiğini bilmeden nereye gittiğini, gideceğini nereden bileceksin ki.

İnişin keyfini sürerken her daim, hayatın o, kısa anlık diliminde bunun bir de yokuşu olduğunu nereden hesap edeceksin? Yokuşları, engelleri, zorlukları tatmadan, yaşamadan, anlamadan nasıl fark edeceksin? Yazacağımız insanlık hikâyesinde benliğimizi kanatlandıracağımız şuuru ne ile uyandıracağız? Hayatın akışına bıraktığımız “olur gider, olur gider” mantığıyla savuşturduğumuz bağlı olmaktan sıyrıldığımız bağımlılığa terk ettiğimiz boş verişlerimizde mi? “Bindik alâmete gidiyoruz kıyamete”, “Saldım çayıra, Mevlâm kayıra” deyişlerindeki özden uzaklaşıp umarsızca anlamı ve yönü değiştirilmiş kaçışlarda mı? Ne kadar da kolay, ne kadar da basit. Ama; mânânın özünde “basit ve kolay” olana ulaşmak hiç de o kadar kolay ve basit değil. Basite indirgediğimiz, kolaylaştırdığımız her hüküm aslında bir yaşanmışlıktan, bir tecrübeden ibaret. Öğrendiğin bir şeyi hayata geçirirken hangi dolambaçlı aşamalardan, tecrübelerden geçiriyorsun farkında mısın?

Bağlılık şuurlu olmayı gerektiriyor. Nedenini, nasılını, niçinini sorgulayıp, mukayese edip kendine ait olana dönüştürüp bizde tamamlamakla sonuca ulaşıyor. Bağımlılık ise tamamlanmışlığın nerede başladığını bilmeden doğrudan teslim olmakla bitiyor. Tecrübe yok, düşünme yok, amaç ve hedef “ben”e dokunmadan sonuca ulaşmadan nihayete eriyor.

Üstâd Necip Fâzıl “insan”ı ve insanın hikâyesini ifade ederken, “Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; / Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.” diye işaret ediyor insanlık yolunu. Bağlıyız en yürekten, sevdalısıyız en yürekten uğruna canımız feda, inandığımız yola başımızı koyduk, teslim olduk. Bizim insanlık hikâyemizde şuurla açtığımız kanatlarımızı en yükseklere götüren bu bağlılıkta bu amacın, bu ülkünün hedefleri belli. Yol belli, istikamet belli. Çünkü istikameti gösteren nedenini, sonucunu en güzel şekilde belli etmiş. Çünkü bu yol “insanlık”ın kanatlandığı bağlılıkların yolu.

Halbuki körü körüne anın içinde terk ettiğimiz sadece “bugünü” tükettiğimiz, yarını hesaplamadığımız kararlarımız. Ne kadarının bizim kararımız olduğu tartışılır? Derinliği olmayan yüzeysel sözler, cümleler havada uçuşuyor.

Önümüzde sosyal medya tüm gücüyle iktidarda. Ne güzel, görsel şov zirvede. ALS hastalığına destek vermek için için insanlar kafalarından aşağı kova kova buzlu suları döküyorlar. Ve de meydan okuyorlar. Neye, niçin meydan okuyoruz? Meydan okumanın anlamı nerede kaldı? Meydan okumanın yiğitlik destanını yazanlara bile dem vurmuyorum. Yattıkları yerler, nûr olsun. Evet, bu amansız hastalığa karşı duyarlı olalım ama; sırf şov yapmak için kafamızdan aşağı buzlu su döküp şov yapmayalım.

Bağımlılıklarımız bizi şov yapmaya götürüyor. Bağlılıklarımız ise erdemle dolu insanlık yoluna.

Hâşiye: 30 Ağustos Zafer Bayramını yüce Türk milletine yaşatan Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah arkadaşlarını şükran ve milletle anıyor, yüce Türk milletinin 92. Zafer Bayramını kutluyorum. Yazımın basımı bugüne denk gelmediğinden “Muğla’da Kurtuluş Günleri” adlı yazımı sonraki haftalara erteleyeceğim.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.