Bağdat’tan Endülüs’e Medeniyet Yolculuğu

Bu haber 29 Ağustos 2018 - 1:30 'de eklendi ve 993 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris Koç

Ziryab ismini Av. Çağrı Alper’in İspanya seyahati izlenimleri ve Endülüs tarihi üzerine verdiği bir konferansta ilk kez duydum. Alper, adab-ı muaşereti Avrupa’ya Ziryab’ın öğrettiğini söylemişti. Oysa bize medeniyeti Tanzimat Fermanı ile başlayan Batılılaşma sürecinde Avrupa’dan öğrendiğimiz anlatılmıştı. Hatta 1875-1925 yılları arasında adab-ı muaşeret adıyla yirminin üzerinde kitap yazılmıştı. Amaç Türk toplumuna Avrupa’nın medeni davranış ve yaşama şeklini öğretmekti.

Ziryab hakkında araştırma yaparken Endülüs’e çatal kullanımını öğreten kişi olduğunu gördüm. Oysa birçok görgü ve zarafet kitabında, çatalın ilk defa 14. yüzyılda Fransa sarayında kullanıldığı bilgisi yer alıyordu. Bu çelişkili bilgi, çağdaşlığın gereği olarak Türk toplumuna empoze edilen Avrupa adab-ı muaşeretinin kaynağının neresi olduğu sorusunu öne çıkarıyordu.

Avrupalılar Rönesans ve Reform ile başlayan süreçten ilham alarak mı çağdaş yaşam kuralları belirlemişti? Avrupa modern yaşamın ve medeni davranışın kurallarını kendisi mi icat etmişti?

Öncelikle şunu ifade etmek lazım ki, toplum olarak taklitçi zihniyetin kurbanıyız. Okumuyoruz, araştırmıyoruz. Batılı olan her şeyin değerli olduğu gibi zavallı bir düşünceye sahibiz.

Diğer taraftan Batı kültürünü medeni yaşamın gereği olarak görüyoruz. Batı kültürünü etkileyen veya doğrudan oluşturan Doğu kültürünü hep göz ardı ediyoruz. Ne yazık ki, Batılı bizden çok daha araştırmacı ve hakkı teslim etmede bizden dürüst. Ziryab hakkında Türkçe olarak yayınlanan kitap ve araştırma iki elin parmağı kadar. Oysa bunların kaynakça bölümüne baktığımızda Ziryab hakkında Batı’da yığınla araştırma yapıldığını, kitap yazıldığını görüyoruz. Ziryab Batılı kaynaklarda Rönesans’a ilham veren bir sanatçı olarak anlatılırken bizim ezberciler medeniyetin kaynağı olarak hep Batı’yı işaret ediyor.

Peki, kim bu Ziryab?

Gerçek ismi Ebu’l Hasen Ali b. Nâfî… Lakabı ise teninin rengi ve sesinin güzelliğinden dolayı “siyah kuş” anlamına gelen Ziryab’tır. Doğum tarihi ve aşireti hakkında net bir bilgi yok, ama 777 civarında Irak taraflarında doğduğu ve lakabından hareketle de Afrika kökenli olduğu söyleniyor. Ziryab, 852 yılında Kurtuba’da vefat etmiş.

Ziryab, Abbasi halifeleri Mehdi ve Harun Reşid döneminde Bağdat’ta musiki eğitimi alır. Önce İbrahim, sonra da oğlu İshak Mevsılî, Ziryab’ın musiki hocalığını yapar.

Bir gün musiki icrası için Halife Harun Reşid’in karşısına çıkan Ziryab, adab-ı muaşerete uygun konuşması, kendi icadı udu hakkındaki izahatı ve söylediği şarkılar ile halifenin övgülerine mazhar olur. Ayrıca halife böyle bir yeteneği kendisinden sakladığı için başmüzisyen İshak’ı azarlar. Talebe Ziryab gerçekten hocasından daha yeteneklidir.

Bu olay üzerine talebesini kıskanan İshak Mevsılî, Ziryab’ı tehdit ederek Bağdat’ı terk etmesini ister. Ziryab ise kendisini ve sanatını halifeye gösterip şöhretin kapılarını araladığı anda kendisini Mağrip (Libya,Tunus, Cezayir Fas bölgesi) yollarına düşmüş olarak bulur. Kaçarcasına Bağdat’tan uzaklaşır.

Kayravan’a (Tunus) ulaşan Ziryab, yaklaşık 15 yıl kadar Ağlebi Hükümdarı Ziyadetullah b. İbrahim’in himayesinde kalır. Bir süre sonra Kayrevan’da gözden düşen Ziryab, Endülüslü Halife Hakem’e bir mektup yazarak Endülüs’e gelmek için izin ister. Ancak Hakem’in ani vefatı üzerine Ziryab’ın Endülüs’e gelişi Halife II. Abdurrahman döneminde olur.

Halife II. Abdurrahman Ziryab’ı saraya davet ederek ona yüklü miktarda maddi destek sağlar. Tüm ailesine maaş bağlar. Böylelikle müzisyenden öte bilge bir kişi olan Ziryab için Doğu’nun kültür ve medeniyetini Batı’ya aktarmak için önemli bir kapı açılmış olur. Ziryab diğer taraftan süregelen Abbasi-Endülüs rekabetinin figürlerinden biri olur.

Abbasiler döneminde Bağdat, dünyada benzeri olmayan medeniyet seviyesi ile Doğu’nun yıldızıdır. Ziryab, çocukluğu ve gençliği boyunca Bağdat’ın kültürü, medeniyeti ile şehirde bulunan sanatçı ve bilginlerden etkilenmiştir. Halife Mehdi’nin kölesi olduğu için saray yaşamına da son derece vakıftır. İşte kültürel olarak böyle zengin bir ortamda doğup büyüyen ve sarayda bulunan birisinin bu kadar yetenekli olması şaşılacak bir durum değildir.

Haftaya da Ziryab’ın Batı kültür ve medeniyetine katkılarına değinelim. Haftaya görüşmek üzere…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.