BABANIN İSYANI VE BASIN

Bu haber 01 Mart 2012 - 0:00 'de eklendi ve 820 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Geçen hafta Muğla’da kıyamet koptu.
Muğla Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde beyin ölümü gerçekleşen İ.T. (22) ile ilgili kanında HİV virüsü taşıdığı iddiası ile panik yaşanmıştı.
İddiayı ortaya kim attı?
Muğla basını!
Şimdi bu yazıyı okuyup, “Ben yazmadım” veya “Ötekiler yazınca yazmak zorunda kaldım” diyen arkadaşlarım olacaktır. Ama sonuç değişmez…
 
xx      xx      xx
Olayın başlangıcını anımsayalım… Olay Muğla’da oto lastik tamirciliği yapan İ.T. (22) kız arkadaşı N.A. (19) yanında olduğu halde 20 U 3990 plakalı otomobille Devetaşı mevkiinde seyir halindeyken direksiyon hakimiyetini kaybederek, uçuruma yuvarlanır. Genç kız olay yerinde hayatını kaybederken, İ.T. ise ağır yaralı olarak Muğla Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi’ne kaldırılır. Kazadan bir gün sonra ise, İ. T. de hayatını kaybeder. Buraya kadar mesele yok. Sıradan bir trafik kazası…
Kaza ne kadar sıradan olursa olsun, gerçekleştiği noktada önlem alınması gerektiğini vurgulamadan da edemeyeceğim! Orada alınması gereken önlemler olsa gerek…
 
xx      xx      xx
Üzücü trafik kazası ötekileri gibi sıradanlaşıp, unutulup gidebilirdi, ama bir gazetede yayınlanan haber kıyameti kopardı… O habere göre, belki organ bağışı olur diye talihsiz genç İ. T.’den kan örneği alınmıştı. Bu kan örneğinde ise HİV yani AIDS virüsüne rastlanmıştı. Kaza sırasında talihsiz gençle bir biçimde temasta bulunan 22 itfaiye ve sağlık görevlisinden de kan alınmıştı. Ve bu gelişmenin haber yapılması Muğla’da bomba etkisi yarattı.
Bu haber yapılmalımıydı, yapılmamalımıydı?
Bu sorunun yanıtı meslektaşlarım arasında ve muhtemelen Muğla kamuoyunda da tartışılıyor. Tartışmanın ötesinde talihsiz gencin babası N.T. haklı olarak isyan ediyor, haberlerle ilgili yargıya başvuracağını açıklamış bulunuyor…
 
xx      xx      xx
Talihsiz gencin kanında HİV virüsü bulunduğu haberi yapılmalı mıydı? Bence yapılmalıydı… Ama beklenebilirdi de…
Çünkü talihsiz gencin kan örneği, daha kesin sonucun alınabilmesi için daha etkin ve yetkin bir laboratuara gönderilmişti. O laboratuardan gelecek sonuç beklenebilirdi… Sonuç olumsuz gelirse haber kesinlikle yapılmamalıydı. Ama olumlu gelirse yapılmalıydı.
Çünkü o genç virüsü bir cinsel ilişki sonucu almış ve o partner ile başkaları da cinsel ilişkide bulunmuş olabilirdi. Erken teşhis ve tedavi için haber işe yarayabilirdi…
Ancak ilgili laboratuardan sonuç olumsuz geldi. Yani talihsiz gencin kanında HİV virüsü yoktu!…
Kesin laboratuar sonucu gelmeden haber yapılmamış olsaydı Muğla’da gereksiz bir panik yaşanmamış ve Taşlı ailesi de kamuoyunda rencide edilmiş, mağdur olmuş olmayabilirdi…
Talihsiz gencin kanında HİV virüsü bulunduğuna dair ilk haberi yapan arkadaşımız aceleci davranmış olabilir, bu yüzden eleştirilebilir, ama arkadaşımıza bir yetkilinin de haber vermiş olması gerekir. O yetkiliye ne diyeceğiz?!
Tabi keşke arkadaşlarımız talihsiz gencin adını açık açık yazmamış olsalardı… Belki de yazmışlardır da, gazetelerinin editörleri dikkatsiz davranmış olabilir!
 
xx      xx      xx
Bir süredir bu köşede, altında “Okura Saygı” yazılı bir logo çıkıyor. Bu logoyu bana gönderen Nejat Altınsoy arkadaşım “Neden?”i açıklarken “Gazeteler, okurlarıyla değer kazanan, varlığını onların desteğine borçlu olan müesseselerdir. Okurdan yoksun gazetenin, not kağıdından hiç bir farkı yoktur. Gazete itibarını da, değerini de okurundan alır. Gazeteyi ve gazeteceyi ayrıcalıklı kılan, toplum içinde saygın bir kişilik kazandıran, onu yücelten, kendi meziyet, becerisi ve bilgisinin yanında kuşkusuz okurundan aldığı destektir.” diyerek şu çağrıyı yapmıştı:
“… gazetelerin ayrıcalığı, saygınlığı ve itibarının da belli kıstaslar vardır. Bu gazeteler için ne kadar geçerliyse, okur içinde o kadar geçerlidir. Okura saygının tek kriteri doğru, tarafsız haber ve yorumdur…. Gazeteci güven duygusunu teşekkül ettirir. Kentte aktif gazetecilik yapan, ekmeğini sadece gazetecilik mesleğinden çıkaran tüm gazetecilerin, bağımsız ve tarafsız bir şekilde yayın hayatını sürdüren gazetelerin okuruna gösterdiği saygının bir göstergesi olarak ‘Okura Saygı’ logosunu yayınlarında kullanmaya davet ediyoruz.”
 
xx      xx      xx
Logoyu başka kimler kullanıyor bilmiyorum, ama ben kullanıyorum… Şimdi bana “Sen HİV virüsü haberini yapmadın mı?” diye sorulursa, ben Cumhuriyet Gazetesi’nin de temsilcisiyim. Cumhuriyet’e haber yapmadım. Bu köşeye de konu etmedim…
Geçenlerde bir anne de çocuğunun gözü önünde boşanmakta olduğu eşi tarafından hastane bahçesinde bıçaklanmıştı. Yetkililer bıçaklanma anı görüntülerini “etik olmaz” diye basına dağıtmamıştı, ama yine bir arkadaşımız o görüntüleri ele geçirip kullanmıştı!
Keşke logo çağrısı yıllar önce Gazeteciler Cemiyeti’nden gelmiş olsaydı. Ama geçen ay Hamle Yönetim Kurulu Başkanı Hayati Nizamoğlu sayesinde meslektaşlarım ilk defa kendi kendilerine yemekte bir araya geldiler… O yemekten “Aktif Gazeteciler Platformu” çıktı. Ben bu platformu önemsiyor ve bu ve benzeri sorunları aşacağına inanıyorum…
Platformun sekreterliğine Kayber Avcı arkadaşımız seçilmişti. Kendisinin bizleri kısa zamanda bir araya getirmesini bekliyorum. Atatürk’ün dediği gibi “Basın özgürlüğünden doğan sakıncaların giderilme aracı, yine basın özgürlüğüdür.”…
 
(01.03.2012)

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.