Aykırılıkların Farkındalığı « Hamle Gazetesi

Aykırılıkların Farkındalığı

Bu haber 19 Kasım 2019 - 13:42 'de eklendi ve 432 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail ZORBA

“Yine kış, yine kış,

Bütün emelleri bir ağlayan duman sarmış…

mısraları eşliğinde Ahmet Haşim’in  “melâli anlamayan” insanlarının arasında sıkışmış kalmış yalnız, kırılmış hatta ötelenmiş insanlara bakıyoruz “Karanlıkta” romanının sayfalarında.. Yazarının vurguladığı gibi ilk kitabın içeriğinden, anlatımından farklı bir mecrada yol alan bir kitap. Aykırılıkların farkındalıkları arasında geziyoruz.”

 

Yazar Fatih Baha Aydın’ın ikinci kitabını heyecanla bekliyorum. İlk kitabı “Bihaber”le çıtayı epey yüksek tutmuştu aslında. Kitap, okurları tarafından hak ettiği ilgiyi gördü, beğenildi. Edebiyatımıza genç ve güçlü nefes katan Fatih Baha Aydın için ikinci kitabı yazarlığının mecrasında daha önemli bir yere sahip olacaktı. İkinci kitap farklı bir yayınevinde ve farklı bir içerik ve üslupla karşımızdaydı. İsmiyle müsemma karanlığın aydınlığına doğru yola çıkacaktık yeni kitabıyla: “Karanlıkta”

Fatih Baha Aydın kitaplarının ortak bağlamlarından sanat bu kitapta da yerini almıştı. Bihaber’de edebiyat, müzik ve resim; Karanlıkta’da edebiyat ve şiir. Karanlığın çıkmazlarında mısralar nefes almamızı sağlıyordu bir bakıma. Yazarın arayışları, üstadı olduğu tanburdan çıkan seslerin perde aralarında kalan inişler çıkışlarla üslûba da hareketlilik getirmişti. Yazar bu romanında büyükşehrin insanı içine iten yalnızlığından çıkarıp bir taşra kasabasının dinginliğinde ama bir o kadar tutuculuğundan kaynaklanan bir yalnızlığa taşıyordu.

Karanlıkta romanı insanın kendi içine gömdüğü kendi karanlığında sakladığı gizlediği sırları ortaya çıkarmayı hedeflemiş. Ortalıkta kalması hatta görünmesi istenmeyen bütün kirlerin halı altına süpürülmesiyle kurtuluşa erildiği sanıldığı bütün gerçekler Karanlıkta romanının sonuna doğru gün ışığına çıkıyor.

Karanlıkta romanının insanlarını bir cümle ile ortak kaderde buluşturuyoruz. Bu cümlelerde insanlar ortak bir bağlamda buluşuyor. “Gün yormuştu onu… Duygular, hesaplar, korkular, düşünceler; hepsi üst üste yığılmıştı ruhunda.” Roman kahramanı Deniz’in yolculuğunda onun hayatında yer alan insanların da ortak hayat çizgisini belirliyordu bu cümleler.. Deniz, Ferhat, Rüştü, Korkut, Emine, Zeynep ve Servet karanlığa gizlenmiş sırların düğümünde bağlanıp kalmışlardı aslında. Romanın girişi karanlıkta işlenen bir cinayetin peşinden gerçeğin ortaya çıkışıyla aydınlanıyordu bir bakıma. Ama 4-6-15 sayıları ile kodlanan basamakları atlayarak sessizliğin seyrinde merdivenlerden bir katilin bıraktığı ipuçlarını takip ediyoruz. Bu seyir bizi aykırılıkların farkındalığına ulaştıracak olsa da roman boyunca karanlıkta kalmaya devam ediyoruz.

Yazarın ustaca kurgusu verdiği ipuçlarıyla olay örgüsünü Deniz’in gözüyle olsa da yer yer diğer kahramanların bakış açılarıyla zenginleştiriyor. Böylece tek taraflı yargıya varmaktan kurtuluyoruz. Aykırılıkların farkındalığı bazen iç konuşmalar, iç çözümlemeler ve de bilinç akışı ile modernist romanın yansımalarını aktarıyor.

Fatih Baha Aydın ikinci romanıyla edebiyat yolculuğunda bizi farklı seferlere çıkarmaya hazırlanıyor. Bir roman yazarında özellikle görmek istediğimiz özgüven, cesaret genç yazarın kendisini devamlı geliştirmesiyle bir olgunluğa erişiyor. Fatih Baha bu konuda oldukça istekli ve kararlı olduğunu iki eseriyle de gösteriyor. Sanatın her türlü zenginliğiyle beslenen yazar renkleri, sesleri kelimeler yoluyla cümle kapısından geçirirken her makamdan geçişleri ustalıkla gerçekleştiriyor. Mısralar roman boyunca insan ruhunun iniş çıkışlarını bir estetik gözle tamamlıyor.

Karanlıkta romanı Bihaber’den oldukça farklı. İkisini mukayese etmek son derece yanlış yorumlara götürür okuru. Her iki eser de kendi bağımsızlığında bir bütünlük kazanmış durumda.

Karanlıkta romanının içsel yolculuğuna çıktığımızda mısralar bizi yönlendiriyor. Roman anlatıcının bakış açısından çıkıp Deniz’in günlükleriyle tamamlanıyor. Roman kahramanın gözlerinden yapılan günlük akışı ile üzeri örtülen duygular, düşünceler açığa çıkıyor. Deniz romandaki herkes adına savunmasını yapıyor bir bakıma.

“Mum yanıyor, zaman yanıyordu…

Bir tarafındakiler gülüyor,

Bir tarafındakiler ağlıyordu.”

Fatih Baha Bihaber’den sonra kendince radikal sayılacak bir konu üzerinden toplumca üzerinde konuşulması bile sakıncalı görünen bir kişiliği roman kahramanı yapmakla bir nev’i ötekileştirmenin getirdiği önyargıların, tekil bakışların yarattığı açılımsızlığa bir çıkış aramakta. Roman bir aile üzerinden aldığı çöküşü, aileyi bir arada tutan annenin ölümüyle uçuruma taşıyor. Anne Emine hanım her ne kadar bu kırılmayı engellemek istese de engel olamıyor. Ailenin tüm bireyleri Emine hanımın anne varlığının sessizliğinde, sevgisinde huzuru buluyor. Emine hanım bir nevi sığınılacak bir liman oluyor. Emine hanımın ölüm döşeğine yatması ve ölümü arasındaki süreç yıllarca üzeri örtülen gerçeklerin açığa çıkmasına ve beklenen facianın yaşanmasına neden oluyor.

Yazar olay örgüsünü ve kişileri sadece bir ailenin psikolojik yansımalarıyla değil dışarıda kalan toplumun da sosyolojik değişimlerini  insanların bedeni varlıklarından ruhlarına geçişlerde evin basamakları gibi bizi asıl sona hazırlıyor.

Başta Ahmet Haşim olmak üzere Yahya Kemal ve ismi verilmeyen Cumhuriyet ‘in ilk dönem şairlerinden mısralar Deniz’in günlüğünden bize roman boyunca ruhun kendi içindeki bestelediği bir senfoniye aktarıyor. Senfoni romanın sonunda Deniz’in huzura ermesiyle ki huzura ermekten kasıt tartışılır; nihayete eriyor. Roman kahramanları Rüştü Bey’in silik ve etkisiz kişiliğindeki mutsuzluk, umutsuzluk iki evladına can suyu verememesine neden oluyor.

Aşırı baskı ve şiddet gösterdiği büyük oğlu Korkut yaşadığı cehennemden kurtulamayarak bir katile dönüşüyor. Bir katile dönüşümünün ardında ise çok karanlık bir karakter yok aslında. Onunki bir isyan, bir haykırış. Diğer evlat gölgede kalan ve ağabeysinin ağır şiddeti altında tamamen çatışmalar yaşayan Deniz ise cinsel kimlik bunalımına giriyor. Kendini ailenin utanç kaynağı olarak görüyor. Bu utancın kaynağı olarak kendini suçluyor. Çirkinlik duygusu, kendinden kaçış ona insanca davranan kuzeni Ferhat’a duyduğu çarpık duygularla farklılık katıyor. Rüştü Bey’in ağabeysi Servet Bey’in baskısı ve koşullu güdülendirmesi oğlu Ferhat’ı romanın dışta herkesçe sevilen ama; kendi olmakta korkak bir kişiliğe bürünen bir kimliğe götürüyor. Evliliği, babalığı, arkadaş ilişkilerinde aslında makyajla örttüğü edilgen kimliği baskılıyor.

Bu kadar kırılgan ve birbirine kapalı ailenin en huzurlu, mutlu anları anne Emine Hanım’ın naif, şefkatli kişiliğinde nefes alıyor. Elektriklerin kesildiği, karanlıkta kaldıkları anlarda mum ışığında oynanan oyunlar bizi Ahmet Haşim’in “O Belde”sindeki dinginliğe taşıyor.

Romandaki betimlemeler özellikle Emine Hanım’ın ölümü, cenazenin defnedilmesi ve mezarlık bölümleri ile estetik bir güzelliğe erişiyor. Mezarlık karanlığın aydınlandığı, hayatın gerçeklerinin insanı kendine getirdiği bir ibret lahikasına eriştiriyor.

Deniz’in annesinin mezarını ziyaret esnasında mezarın her iki yanındaki mezar taşlarını temizlemesi, mezarlıkta karşılaştığı insanlarla ölüm gerçeğinin insanda yarattığı hükmü dostça paylaşmaları, Deniz’in parkta gördüğü iki kız çocuğuyla oynadığı evcilik, doğduğundan bile haberi olmadığı kızkardeşinin oyuncakları ve resim defteriyle ilgilenmesi hatta annesinin huzura ermesi için onu hiç ziyarete gelmeyen ağabeysinin yerine geçmesi diğer karakterlerin aksine aykırı kişilik Deniz’in farkındalığını ortaya koyuyor.

Belki Karanlıkta romanının aydınlığa kavuşmak isteyen tek kişisi de Deniz!.. Yazar, Deniz’e böylece onca ötelenmişliğine, toplumsal reddedilişine karşın bir safiyet kazandırmak istiyor da olabilir. Tereddütsüz Yaradan’ın yarattığı her bir canlıda, özellikle insanda kirlerden öte arınmışlığın verdiği safiyeti de görmek esastır.

Romanı okurken belli bölümlerde yer yer ismi geçen Schubert’in 8.Senfonisi’ni dinleme gereği duydum. Dinledikten sonra yazarın Karanlıkta romanının insanlarına, onların hayatlarına dokunuşunu daha iyi anladım. Üzeri örtülmüş hatta mühürlenmiş karanlıkta kalan hayata dair gerçekler insanlar aracılığıyla sessizlikten çığlığa, haykırışa hatta ölümün soğuk ve kabullenilmez acımasız gerçeğine götürürken bizi yazarın müzisyen kimliği romana dokunuyor. Hatta hayata dokunuyor. Okuduğumuz her bir roman hayatın bir noktasında bize dokunur. Dokunmazsa zaten işlevini gerçekleştirememiş demektir. Karanlıkta romanı kendine özgü anlatımı ve dokusuyla bu başarıyı kazanmış.

Ve son söz yine mısralarda. Aileye ait gerçeklerin ifşa edildiği mahkeme sonrası o zamana kadar gerçek kimliğini bilemediğimiz Deniz’in, Ferhat’ın, Rüştü Bey’in ve Korkut’un ağzından ve nihayet Deniz’in kurtuluş çığlığına ses veren psikoloğu Nilgün’ün ağzından aktarılıyor. Deniz’in melali Ahmet Haşim’in mısralarında son yolculuğuna uğurlanıyor. Ve yine Karanlıkta!..

“Kuytu bir bahçede bir kuş ötüyor,

Son kızıllıkta yanan bir dalda.

Ağlıyor eski veda türküleri

Bir alev ufka giden sandalda”

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.