Ayağımıza Kurşun Sıkıyoruz

Bu haber 26 Eylül 2014 - 10:57 'de eklendi ve 1.297 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Türkiye genelinde konuşlanan eğitim kurumları içerisinde hak ettiği değere ulaşamayan okullardan birinin meslek liseleri olduğuna hiç şüphe yok.

Aksi iddia edilemez.

Her şey apaçık ortada!

Oysa, gelişen ülkelerdeki gibi tam tersi olabilirdi.

Hükümetlerin izlediği eğitim politikaları doğrultusunda, hayatın kısa yoldan tercihini öngören meslek liselerinin konumu daha bir farklılık gösterir.

Dolayısıyla bugün olduğu gibi tartışılır hale gelmezdi.

Ama olmadı.

Ülke yönetiminde görev üstlenen hükümetler ne dün, nede günümüzde meslek liselerinin konumunu istenen seviyeye getiremedi.

Hal böyle olunca, üniversite önlerinde tahminlerin üzerinde yığılmalar olmaktadır.

İlişkin olarak, Türkiye genelinde yer alan özel ve devlet üniversitelerinin kapasiteleri yetersiz kalınca, her yıl binlerce öğrenci açıkta kalmaktadır.

Meselenin en çarpıcı yanı var ki, daha bir vahim.

Zira bu durumdaki öğrenciler, hayatın en verimli döneminde kendi kaderine terk ediliyorlar.

Ondan sonrası malûm.

İstediği her hangi bir yükseköğretim kurumuna giremeyen öğrenciler, ya olur olmaz işlerde çalışmak zorunda bırakılıyor.

Ya da başıboş, ailesinin yardımına muhtaç haldeler.

Bu kadar da olsa!

Bazıları hiçte istenilmediği halde, bir takım eylemlere yöneliyor.

***

Bu tablo üzerine, cevap arayan onca soru var.

Gelişme evresindeki bu çocukların boşlukta kalmasının müsebbibi kim?

Ailesi mi, eğitim kurumları mı, yoksa devletin izlediği eğitim politikası mı?

Kısaca bu vebal herkese ait!

Eğer ailesi, evladıyla yeterince ilgilenmemiş!

Bir yerde kaderine terk etmişse!

Biz her şeyimizi verdik.

Daha başka ne yapabiliriz?

Sorumlu biz değiliz diyemezler.

Ya eğitim kurumları!

Acaba her biri bir takım sorunları olan çocuklar için üzerine düşen görevleri eksiksiz yerine getirdiler mi?

Yoksa bu sorumluluk daha çok ailesine aittir mi dediler?

Her hangi bir öğrencinin ailesi ve eğitim kurumlarının yaklaşımı böyle iken devlet üzerine düşeni eksiksiz yerine getirdi mi?

Kim ne derse desin, nasıl bir yaklaşım içerisinde olsalar da, her birinin vebali vardır.

Özellikle devletin izlediği eğitim politikası istenen düzeyde olsaydı, daha açık bir ifade ile rasyonel değerler içerseydi, bugün bu tür bir tablo ile karşılaşılmazdı.

Buna karşın birileri itiraz edebilir.

Ne yani, biz üzerimize düşen görevi layıkıyla yerine getirdik.

Öğrencinin okumaya eğilimi yoksa, biz daha başka ne yapabiliriz?

Bu tür bir açıklama kesinlikle cevahiri kurtarmaz.

Bu çocuklar bizim.

Ülkenin geleceğini teslim edeceğimiz yavrularımız.

Onları, çağın istediği koşullar doğrultusunda yetiştirebilirsek, gelecek adına sıkıntı çekilmez.

Bu durumda taşın altına elini koyanlar, görevi yerine getirmenin huzurunu taşırlar.

Değilse bugün olduğu gibi vebal altındadırlar.

Özellikle, geçmişten günümüze ülke yönetiminde görev üstelenen hükümetler.

***

Şimdi…

Hal böyle iken denebilir ki, ne yapalım?

Dahası ne yapılması gerekiyordu?

Her halde dünyanın geldiği noktada, eğitim ve öğretim adına ne yapılması gerektiği bellidir.

Buna karşın hala ne yapabiliriz deniyorsa, durduğumuz yerde pinekliyoruz demektir.

Yine de bir kez altını çizmek gerekirse, yapılması gerekenler açıktır.

Baktık gördük, her alanda gelişimini tamamlayan ülkeler, önceliği eğitim ve öğretime verdiler.

Yanı sıra bu tür bir eğitim politikası izlenirken, öğrencileri kabiliyetlerine göre tasnife tabi tuttular.

Böylelikle, üniversitelerde okuyanlar belirlendiği gibi meslek liselerine yönelmesi gerekenlerde tespit edilmiş olur.

Bu takdirde ne üniversite önlerinde birikmeler olur.

Ne de boşlukta kalan gençler olur.

Bunun da anlamı, her birinin gelecek planları doğrultusunda yönlendirildiğidir.

Türkiye bakıp gördü, çağdaş ülkelerin eğitim politikaları bu yönde.

Hiç vakit geçirmeden aynı yolu izlemeliydi.

Ne yazık ki yapamadık.

Şu ve ya bu nedenle, okuma çağındaki yavrularımızı, kabiliyetlerine göre değerlendirip, çeşitli meslek kollarına yönlendiremedik.

Bu yüzden bugün 2 milyon civarında üniversiteye müracaat eden öğrencilerden ancak yarısı üniversitelere devam edebiliyor.

Diğerleri de tutarsız eğitim politikaları nedeniyle hem ailesine yük oluyor, hem de istenmeyen bir topluluk olarak şimşekleri üzerine çekiyor.

***

İlişkin olarak, meselenin çarpıcı bir yanı daha var.

Türkiye’nin genç nüfusu değerlendiremediği!

Oysa, ülkemiz adına bu rakamı lehimize çevirebilirdik.

Bugün başta Avrupa kıtası ülkeleri olmak üzere gelişen birçok ülkede yaş sınırı, 50 yaşın üzerindedir.

Bunun ne anlama geldiği aşikar olduğuna göre Türkiye bugünden tezi yok, ne yapıp edip, genç nüfusu değerlendirmelidir.

Madem ki hedef büyülten bir ülkeyiz.

Başkaca hiçbir alternatifimiz yoktur.

Yine de gençlerimizi kaderine terk edersek, bilinmeli ki ayağımıza kurşun sıkıyoruz demektir.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.