Avrupa Birliği Çöküyor Mu?

Bu haber 27 Haziran 2016 - 0:29 'de eklendi ve 1.315 kez görüntülendi.
Ünal Bozyerunalbozyer@hamlegazetesi.com.tr
Sosyolojik Bakış

Avrupa ve Dünya siyasetinin önde gelen ülkelerinden İngiltere, Avrupa Birliği üyeliğini halkın oylarıyla sonlandırma kararı aldı. 23 Haziran 2016 tarihinde gerçekleşen referandumda İngiltere’de (Birleşik Krallık), yaklaşık 45 milyon seçmen az farkla da olsa ülkelerinin AB üyeliğinden ayrılması yönünde oy kullandı. Bu süreç İngilizce Britain (Britanya) ve exit (çıkış) sözcüklerinin kısaltılması olan “Brexit” şeklinde adlandırılmıştı. Referandum öncesi anketler az farkla üyelikte kalma sonucu çıkacağını öngörüyordu ama aynı oranlarla tam tersi çıktı.

Aslında Birleşik Krallık, 1973’te katıldığı birliğin ortak para birimi avroya geçmeyerek, Schengen’e girmeyerek önemli kararlarına katılmasa da üyelikten ayrılma gibi radikal karar alması ya da alacağı da beklenmiyordu. Sonuç anketlerdeki gibi çıksaydı, referandum, İngiltere Başbakanı David Cameron’un elini güçlendirecek, Avrupa Birliği ülkelerine karşı ülkesi lehine kullanabilecekti. Ancak Birleşik Krallık seçmeni Başbakanına bir nevi İngiliz oyunu oynamış oldu. David Cameron istifa kararı aldı, Sterlin önemli bir değer kaybına uğradı. Avrupa Birliği toplantı üstüne toplantı yaparak yeni süreci nasıl yöneteceğini tartışmaya başladı.

Referandum öncesinde ve tabii sonrasında Avrupa Birliği ve İngiltere için çeşitli senaryolar gündeme gelmektedir. Bu senaryolardan bazılarına göre İngiltere’nin üyelikten ayrılmasının herhangi bir rasyonalitesi bulunmamaktadır. Ayrılma halinde Avrupa’nın geleceği tamamen Almanya güdümündeki Brüksel’in kontrolüne geçecektir. Üyeliğin sonlandırılmasını isteyenlere göre ise Birleşik Krallık, üyelikten ayrılması halinde AB’nin aldığı siyasi ve ekonomik kararlara uymak durumunda kalmayacağı için her konuda daha rahat ve kapsamlı politikalar üretebilecektir.

Para biriminin ve Londra Borsasının konumu, ithalat-ihracat dengesinin geleceği, Birlikte kalmanın getirdiği mali yük, Avrupa ve dünyada giderek hız kazanan marjinal ve terörist gruplarla mücadele, dünyanın farklı ülkelerinden yaşanan göç dalgası gibi konular ayrılma veya ayrılmama yönünde Birleşik Krallığı ve AB’ni nasıl etkileyeceği tartışılmaktadır.

Üyelikten ayrılma durumunda ulusal para birimi sterlin, dolar karşısında hızlı bir şekilde değer kaybedecek, Bu durum dünyanın önemli finans merkezlerinden biri olan Londra Borsası’nın saygınlığını zedeleyecek ve ülkenin milli gelirinde azalmaya sebep olacaktır. Diğer görüşe göre bu durum her ne kadar kısa vadede gerçekleşebilecek bir durum olsa da Londra’nın uluslararası finans sisteminde köklü ve sağlam bir geçmişi olması uzun vadede bu etkiyi bertaraf edebilecektir.

Birleşik Krallık’ın yaptığı ticaretin yarıdan fazlasının AB’ne üye diğer ülkelerle olması, üyelikten çıkılması durumunda ülkenin ticari olarak güç kaybedeceği ve vatandaşları uzun vadede fakirleşeceği ileri sürülmektedir. Karşı görüşe göre ise Birleşik Krallık’ın diğer üye ülkelerden yaptığı ithalatın bu ülkelere yaptığı ihracattan daha fazla olması İngiltere’yi değil bu ülkeleri olumsuz etkileyecektir. Hatta bu ülkelerden yapılan ithalatın üye olmayan ülkelerden daha ucuza yapılmasıyla Birleşik Krallık’ın ticari açığı da azalacaktır. Yine bu görüşe göre Birleşik Krallık üyelikten çıkarak her sene Brüksel’e gönderdiği yaklaşık 18 milyar sterlini kendi vatandaşları için kullanabilecektir. Göç ve terör konusunda birlik içinde daha iyi ve etkili kararlar ve uygulamalar alınabileceği gibi alınan bu karar ve uygulamalardan aynı şekilde olumsuz etkilenmeler de söz konusu olmaktadır ya da olacaktır.

Doğrusu serinkanlılıkla bu gelişmelerin ülkemizi nasıl etkileyeceği, Avrupa Birliği’nin geleceği ve alınması gereken stratejik kararlar tartışılmalıdır. Bu referandum sonrasında artık Avrupa’da yeni gelişmeler kaçınılmaz olacaktır ve dengeler değişecektir. Hollanda ve Fransa’da muhalefet partileri hemen referandum kararı alınması yönünde görüş ileri sürmeye başlamışlardır. Bu ülkelerde de birlik aleyhine sonuçlar ortaya çıkarsa Avrupa Birliği gerçekten çökecektir.

Sonuç olarak AB’nin aldığı tepen inmeci kararlar, yaptırımlar ülke yönetimleri nezdinde bir noktaya kadar kabul görse de halkların tepkisi çekmektedir. Birliğin zaman zaman dini önceliklerinin öne çıkması, karar alma mekanizmalarının yavaş işlemesi, bazı ülkelerin yük ve külfet getirmesi büyük Avrupa projesini zorlamaktadır. Bakalım AB bu gelişmelere karşı kabul edilebilir yeni strateji ve yapılanma gerçekleştirebilecek mi?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.