Avcı’ya hodri meydan

Bu haber 01 Eylül 2010 - 0:00 'de eklendi ve 754 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Referandum
öncesi Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndaki Ergenekon Operasyonu ile Eskişehir
Emniyet Müdürü Hanifi Avcı’nın yeni kitabı, aynı zaman aralığında piyasaya
düştü.

Mahir
Kaynak’ın dediği gibi bu kitap karşı hamledir, kurgusu ve zamanlaması stratejik
bir çıkıştır.

597
sayfalık kitabın aslında “cemaat yapılanması” üzerine yazılmadığı, son anda
eklemelerle konseptinin değiştirildiği anlaşılıyor. İlk 397 sayfalık bölümü,
anılardan ibarettir, hayatını anlatıyor. “Cemaat” başlıklı kalan 200 sayfa,
aceleyle kaleme alınmış, tümüyle duyumlara ve özel sohbetlere dayalı.

Ergenekon’u,
Balyoz’u, Danıştay’ı, faili meçhul cinayetleri, darbe günlüklerini, son
yıllarda yapılan tüm çete operasyonlarını duyumlarına göre aklarken, yine
duyumlarla hüküm kurarak düşman ilan ettiği cemaat torbasına ne bulduysa
dolduruyor. Çözüm olarak önerdiği formül ile HSYK’daki Ergenekon Operasyonu ise
birebir örtüşüyor.

Cemaatin
5-6 yıl içinde özel yetkili mahkemelere hakim ve savcı atayarak bu
operasyonları yönettiğini öne süren Avcı, “Bu tüm yargıç ve savcılar hemen
değiştirilmeli” diyor.

Buradaki
temel çelişki, HSYK’nın “cemaatin arka bahçesi” olarak görülmesidir. HSYK’da
biliyorsunuz, İstanbul’daki özel yetkili mahkemelerde görevli hakim ve
savcılarının tamamının değiştirilmesini gündeme gelmişti.

EMEKLİ
GENERAL VELİ KÜÇÜK ŞOKU

Avcı, 4
Şubat 1997’de TBMM Susurluk Komisyonu’na verdiği ifadede, Veli Küçük adını ilk
kez deşifre eden isimdir. Yeni kitabında (sayfa 553) şu ifadeyi kullanıyor:
“Veli Küçük suçlu mu masum mu bilmiyorum ama herhalde ilk kez ben Susurluk
döneminde ortaya atmıştım.”

Şimdi Ergenekon
sanığı İbrahim Şahin’le ilgili o dönemdeki sözleri de şöyle: “Mehmet Ağar’a
bağlı Özel Harekat Dairesi’nde İbrahim Şahin’in başkanlığında bir grup polis,
Korkut Eken’e bağlı bir grup sivil insan, geçmişte yatmış çıkmış ülkücü insan;
bunlar birleştirilerek, bu dediğim (hukuk dışı) yöntemlerle çalışan bir grup
oluşturulmuştur.”

28 Şubat
sürecinde İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu’nun yanında yardımcı olarak
çalışan Avcı, askerle emniyet arasında köstebek savaşı çıktığında, Orakoğlu’na
sahip çıkıp “Darbeleri araştırmak bizim görevimizdi” dedi. Şimdi, (sayfa 408)
“Orakoğlu istihbarat formasyonuna sahip değildi, yanlışlıkla ya da tesadüf
eseri daire başkanı yapılmıştı” görüşünde.

ASIL
ŞİMDİ BEN AÇIKLIYORUM

Susurluk’ta
ortalığı kasıp kavuran Avcı, Ergenekon soruşturmasında dut yemiş bülbüle döndü.
2008 Şubat’ında savcılara, Susurluk’ta anlattıklarının dışında yeni hiçbir
bilgi aktarmadı. Bu çelişkiyi, 2008 yılı Temmuz ayında piyasaya çıkan Gölge
İktidar kitabımda (sayfa 156) “Hanifi Avcı topa girmedi” ara başlığı altında
dile getirdim.

Kitapta
yer vermediğim önemli bir ayrıntıyı şimdi açıklıyorum, Avcı, suskunluğunu
savcılara şöyle izah ediyor: “Soruşturduğunuz kişilerin çoğu benim eski
arkadaşlarım, konuşmam doğru olmaz, beni mazur görün.”

BÜYÜKANIT
VE BAYKAL’I YALANLADI

Şemdinli
olayıyla ilgili meclisteki araştırma komisyonuna “Hırsız evin içindeyse kilit
işe yaramaz” dediği için İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan alınan Sabri Uzun’un
cemaat tarafından harcandığını (sayfa 423) söylüyor. Oysa, Yaşar Büyükanıt’ın
emekli olduktan sonra Uzun’u başbakana şikayet ederek görevden aldırdığı
yönünde açıklaması var.

Avcı,
Baykal’ın video görüntülerinin çok eski olduğunu (sayfa 566) iddia ediyor.
Baykal, görüntüler için “iki haftalık” demişti. Görüntülerdeki saç kesimi ve
ağrıları yüzünden bacağı aksayarak yürüdüğü dönemi herhalde Baykal’dan daha iyi
bilemez?

UYUŞTURUCU
KAÇAKÇILIĞI? HESABI MI?

Uyuşturucu
davasında sanık olarak yargılanan eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin
Aslan için “Ben kefilim” diyen Avcı, kitabında da Emin Bey’e komplo kurulduğu
(sayfa 435) iddiasında ısrarlı. Avcı’nın KOM Başkanı olduğu 2004’de yakalanan
eroin miktarının 2 bin 500 kilo, Emin Aslan’a komplo kurmakla suçladığı mevcut
KOM Başkanı Ahmet Pek’in başkan olduğu 2009’da yakalanan eroin miktarının 12
bin 500 kilo olduğunu hatırlatırsak, bir şey ifade eder mi, takdir sizin.

Ayrıca,
uyuşturucu kaçakçısı Ertuğrul Yılmaz tarafından kurulan Doğuş Factoring’in
yüzde 10 hissedarı ve Ergenekon sanığı Muzaffer Tekin’i, bu karanlık şirketin
avukatı ve Danıştay cinayetinin tetikçisi Alpaslan Arslan’ı korumaya çalışması
(sayfa 504-505) şüphe vericidir.

KANLI?DANIŞTAY
SALDIRISI?AYIBI

Avcı’nın
bu arada, Ergenekon kapsamındaki Danıştay cinayetinde faturayı, eski imam 83
yaşındaki Salih Kunter’e kesmesi ilginçtir. Yakalandığı sırada hiç konuşmayan,
kaldığı Sincan cezaevinde çok özel ziyaretçilerinin ardından 40 gün sonra Salih
Kunter adını veren Alpaslan Aslan, ilk duruşmada bu ifadesini yalanladı.
Eylemi, “türban çetesinin işi” olarak karara bağlayan Ankara 11. Ağır Ceza
Mahkemesi, Kunter hakkında beraat kararı verdi.

Diğer
sanıklarla ilgili daha somut delilleri görmezden gelen Avcı, Danıştay’ı
Ergenekon’a bağladıkları için savcılara kızıyor. Avcı’nın, birleştirme kararını
Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin verdiğini bilmeyecek kadar cahil olduğunu
düşünmüyorum, sanırım, istihbaratçı kimliğiyle kafa karıştırmayı hedeflemiş.

AVCI’NIN
ATLADIĞI İNCE AYRINTI

Soruşturmalar
nedeniyle görevlerinden alınan emniyetçiler Mustafa Gülcü, Celal Uzunkaya,
Faruk Ünsal ve Orhan Özdemir’i koruyan Avcı, burada da çelişki içinde. Mesela
Ünsal, AK Partili isimlerin karıştığı bir çeteye bilgi sızdırdığı iddiasıyla
tutuklandı. Avcı kitapta bir kurnazlık daha yapıyor, soruşturmada görevli
polisleri çok iyi tanıdığını belirttiği halde güya “onların da bilmediği”
bilgilere ulaşmak için (sayfa 475) polislere olayı sormuyor. Çünkü o polisler,
Ülkücü kökenli ve kendisi bunu çok iyi biliyor.

Avcı,
Gülcü’nün emniyet genel müdür yardımcılığı görevinden “Ergenekon diye terör
örgütünün kayıtlarında olmadığını” söylediği için cemaat tarafından alındığını
söylüyor.

Herkes
biliyor, Gülcü, Bakan Beşir Atalay’ın çok yakın dostudur, hakkında soruşturma
açılınca gözünün yaşına bakmadı.

BASKININ?NEDENİ?MEÇHUL
İHBARCI MI?

Kitabın
488. sayfasında, İstanbul istihbarat birimi hakkında hukuk dışı dinlemeler
yaptığı gerekçesiyle 8 ayrı yere gönderdiği ihbar mektuplarına yer veren
Avcı’nın bu girişimi, Osman Paksüt’le ilgili soruşturma kapsamında 2008
Ağustos’unda yapılan emniyet baskınının gerisindeki “meçhul ihbarcı” olduğu
izlenimini doğurdu. Erzincan dosyasına da el atan Avcı, Başsavcı İlhan
Cihaner’in görev sınırlarını aştığını kabul etmekle birlikte komploya kurban
gittiğini (sayfa 508) anlatırken, iddiasını Eskişehir’de görev yapmış aynı davada
sanık Albay Recep Gençoğlu’nun sözlerine (sayfa 509) dayandırıyor. Avcı,
Sabancı Center’deki cinayette cevabı verilmemiş hiçbir sorunun kalmadığını
(sayfa 540) söylerken, hapishanede öldürülen katil Mustafa Duyar’a hiç
değinmiyor. Vakit Gazetesi’nin web sayfası Habervaktim’i bile cemaatle
ilişkilendiriyor. 51 Nolu DVD’deki görüntüleri de cemaat çıkınına ekleyen Avcı,
bu konuda bildirimde bulunulduğu halde sadece bir kişinin dava açtığını unutmuş
olmalı. Bir de vukuatı var Avcı’nın. Başbakanın eşi Emine Erdoğan’ın
telefonlarını dinlemiş. Özrü kabahatinden büyük, “tesadüfen dinlemeye takılmış”
diyor. Başka tesadüfler üzerinden yargısız infaz yapan Avcı’nın bu tutumu sizce
tesadüf mü?

Kitapta,
çeteler ve uyuşturucuyla mücadeleyi gölgeleme gayretinin yer aldığı daha bir
dizi “zırva” var. Eğer, dünün efsane polisi, iddialarını tartışmak isterse,
kendisiyle istediği TV kanalına çıkmaya hazırım. Hadi kap gel kitabını…

Şamil
Tayyar/Star Gazetesi 23/08/2010

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.