Aşkın Doğasına Yolculuk « Hamle Gazetesi

Aşkın Doğasına Yolculuk

Bu haber 25 Haziran 2019 - 9:26 'de eklendi ve 1.397 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail Zorba

“Bu enfes güzellikler içerisinde bu güzelliklere tanık olabilmenin yanında bu güzelliklerin bir parçası olmanın da ayırdına varabilmek. Hafifliyorum, dünyaya ait bütün yüklerimden sıyrılıyorum. Gök yeşil, su yeşil, toprak yeşil; bir yeşillik harmonisi içerisinde kayboluyorum.”

 

Gündelik hayatın dışına fırsatını bulduğunuz an çıkmanız gerek. Hayatın monotonluğundan ve de sık sık üzerinize baskıladığı stresten kurtulmak için geziler yapmak ve de akabinde nefes alabilmek. Aldığımız bu nefesler sadece kendimiz için değil, çevremize de sirayet edecek. Yenileneceğiz, temizleneceğiz ve de tamamlanacağız. Aynı rutin içerisinde dağılıp gitmekten kurtulacağız.

Ve geziler hayata dair yeni okumalardır bir bakıma. Kitap okumanın kazanımlarını, bize kattığı farkındalıkları burada söze dökmeyeceğim. Ama hayatı okumak, hayatın bize işaret ettiği; farkına varamadığımız bize ait olanı bulmak için de yeni seferlere ihtiyacımız var. Bu seferler yeni bakışlar da kazandıracak bize. Gezdiğimiz süre içerisinde hayatımıza insandan başlayarak tarih, kültür ve doğa bakımından o kadar güzellikler katacağız ki. Bir merhaba ile başlayan gezimiz yepyeni merhabalara kavuşacak

Bu merhabalardan birini Batı Karadeniz civarına yaptığım bir gezi esnasında yaşadım. Yenilendim, temizlendim ve de tamamlandım. Biraz da duruldum diyebilirim. Burada tarihin, kültürün ve insanın da ötesinde bir şey vardı: “Baştan başa bir doğa harikası” Yedigöller Millî Parkı!..Bu muhteşem tabiat harikasından ülkemde o kadar çok var ki. Ama bu kadar doğal kalanı çok az.

Bolu’da Yedigöllere doğru dar, yer yer sarp ve de oldukça dolambaçlı bir yolu takip ediyoruz. Yükseldikçe yükseliyoruz. Sanki uçmağa varıyoruz. Tabiatın zirvesinde saklı bir cennete doğru seferdeyiz. Yol güzergahı boyunca sisler arasında muhteşem bir temaşa halinde kendimizden geçiyoruz.

Sanki çocukluğuma dönmüşüm, birisi masal anlatıyor. Ve ben fantastik bir alemde bu dünyaya ait olmayan bir yerdeyim. Doğanın güzellikleri arasında yer yer küçük yerleşimlere rastlıyoruz. Bir reklam filminde gördüğüm sahne zihnimde canlanıyor, bir çikolata reklamıydı galiba; yeşillikler arasında büyükbaş hayvanlar otluyor. Yine bir fantastik kurgu daha..

Bu kadar betonlaşma içerisinde tüketilen benliğimiz bunca doğal güzelliğin gerçekliğine önce inanamıyor, bu yüzden kurgular içerisine giriyorum diye düşünüyorum. El değmemiş bütün güzellikler bir arada burada.

Bu enfes güzellikler içerisinde bu güzelliklere tanık olabilmenin yanında bu güzelliklerin bir parçası olmanın da ayırdına varabilmek. Hafifliyorum, dünyaya ait bütün yüklerimden sıyrılıyorum. Gök yeşil, su yeşil, toprak yeşil; bir yeşillik harmonisi içerisinde kayboluyorum. Yüksek ağaçlar içerisinde kaybolan art arda keşfedeceğiniz sırlı göllere doğru yolculuğumuz devam ediyor.

Yeşilin yüzlerce tonu, tabloya renk üstüne renk attırıyor. Hiçbir fotoğraf, hiçbir resim bu güzelliği tam manasıyla yansıtamaz. Her göz burada kendi ruhunun derinliklerinde yatan güzellikleri görür. Ve bu güzelliklerin kaynağı yüksekliğinin yanı sıra ululuğunu ortaya koyan ağaçlar.. Adlarını şarkılarda tekrarladığımız, belki ilk kez burada bir arada görebileceğimiz muhteşem bir sergi: kayın, gürgen, meşe, kızılağaç, akçaağaç, karaağaç, titrek kavak, sarı ve kara çam, köknar, fındık, ıhlamur ve dişbudak.

Ve göllere kaynaklık eden ırmakların kulaklarda bıraktığı eşsiz senfoni. Suyun akışının munis bir şırıltıdan bir şelalenin çağlamasına dönüştüğü klasik müzik senfonisi. Su hayat, hayat su. Kuş sesleri.. Kuş seslerinin eşliğinde inişli çıkışlı, yer yer tırmanışlı, yer yer sıratlardan geçişli bir parkur. Ufaklı büyüklü, dar, geniş, derin göller. Ulu ağaçların gölgesi suya yansıyor, hatta ağaçlar ayaklarını çıkarıp suya daldırmışlar. Kökleri suyun içerisinde. Gökyüzü dahi mavi tonunu bırakıp yeşilin tonuna bulanıyor. Bu mekanlar dünyaya ait olamaz. İçimdeki çocuk çıldırasıya coşarken, benliğim huzura eriyor.

Yine hayale dalıyorum. Yedigöllerde dört mevsimi yaşamak nasıl olurdu? Doya doya yaşanmış, huzura erilmiş bir ömür gibi olurdu diye düşünüyorum. Hepsi ayrı güzellikte olan göllerin etrafı doğanın renk sandığının cömertliği sayesinde büyülü bir atmosfer oluşturuyor. Her rengin bin bir tonu göl sularına yansıyarak izlemeye doyum olmayan manzaralar sunuyor bizlere. Dört mevsim bir arada. Yedigöller binlerce hikâyeye bedel. Sadece hikâye mi? Efsane, destan alıp başını gidiyor.

Şelalenin akışına kendimi bırakmak istiyorum. Ulu ağaçlara sarılıyorum bir dosta sarılır gibi. Burada aşka varıyorum. Aşk bu olsa gerek. Aşk nedir? Aşk, sana kanat takıp uçurandır.  Sonsuzluğun içerisindeki güzeli görmenin, tanımanın ve kendinde bulmanın dokunuşlarıdır. Aşk tamamlayandır, insan olduğunu hissettirendir. Doğada aşkı hissettiğimiz dakikalar. İnsanın gördüğü, yaşadığı ama dokunmadığı nadir yerlerden biri bu millî park.

Bir otel yok, bir yerleşim yok. Her şey olduğu doğallığında kalmış, korunmuş. Bu yerleri korumak da insanca bir haslet, güzellik. Bir yanımız tahrip ederken bir yanımız aslına rücu edip koruyor. Aşka dalıyor, aşka varıyor. Yedigöllere aşkla dokunmuş insan, aşkı hikaye etmiş kendince. İçinde aşk olsun ki dokunulmasın, bu aşka hürmet edilsin istemiş. Yedigöllerin rivayete münhasır hikâyesi şöyle:

Dünyanın çeşitli diyarlarından toplanmış birbirine aşık yedi çiftin yolları yedigöllerde kesişmiş.. Bu çiftler imkansız aşkları nedeniyle vatanlarından sürülerek bu yedi gölün bulunduğu yere kadar birbirlerine can yoldaşlığı yapmışlar.Buraya geldiklerinde yerleşim yerini o kadar beğenmişler ki uzun yolculuklarının son durağının burası olmasına karar vermişler. Büyükgöl’ü en yaşlı çift almışKüçükgöl’ü de en gençleri. Saz çalan damadın olduğu çift Sazlıgöl’ü almış, en nazlı gelinin bulunduğu çift Nazlıgöl’ü almış. Kalmış üç adet göl.  İncegöl’ü yolculuktan bitap düşüp hastalanan damadın olduğu çift almış, Seringöl’ü de yolculukta dili damağına yapışmış, açlıktan zayıflamış çift. Kala kala sadece Deringöl kalmış yüzme bilmeyen aşıklara. Ama bilmezlermiş adının Deringöl olduğunu onlar da.Ve Deringöl’de sırlanmış yitmiş gitmiş âşıklar”

Yunus misali bir kere aşka kanmayan, aşkı yaşamayan, aşık olmayan içindeki insana dokunamaz. İçimizdeki insan Yedigöllerde korunan güzelliktir, mükemmelliktir. Bir kere “aşk” diyen insan ruhuna, benliğine ait bütün kirlerden arınır, açlıklardan, hırslardan uzaklaşır. Yedigöllerin huzuruna varır. Bir fırsat yakaladığınız an aşka varın, aşka ulaşın, Yedigölleri ziyaret edin, Yedigöllerin âşıklarına kulak verin.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.