Asar’da Yarım Bıraktıklarım

Bu haber 23 Nisan 2019 - 0:23 'de eklendi ve 664 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail Zorba

Bir düş gördüm. Asar’daydım. Muğla bütün yüreğini açmış beni bekliyordu. Asar’da başlamış hikâyem”

 “Bir düş gördüm. Asar’daydım. Muğla bütün yüreğini açmış beni bekliyordu. Asar’da başlamış hikâyem….” Yazmaya başladığım hikâyenin ilk cümlelerinden. Bazen şehir bizi yüreğine öyle bastırıyor ki yaşadığın şehir zamanın, mekanın ötesinde bir ruha, kimliğe bürünüyor. Şehri var edenlerle, şehirde var olanların şehre taşıdıkları insani hasletler bunlar bir bakıma..

Muğla’ya araya düş girmeden yine Asar’dan bakıyorum. Şehrin boğazında ince, zarif bir kolye gibi duran iskanlaşma ovaya ve şehri çepeçevre saran tüm dağlara yayılmış durumda. Şehir Asar’dan baktığında insanda görülen tüm değişimi bedeninde taşımakta. Zorundalıklar farkındalıklarla tamamlanmadığında şuursuz bir yapılaşma şehri boğmakta.

Oysa Asar’dan gördüğüm o inci gerdanlık yine bizim insanımızın gayreti ile zar zor da olsa yaşamaya devam ediyor. Asalet ve zarafet kendini ince bir çizgi ile sınırını çizmiş durumda. Asar’dan baktığımda şehrin mayasını belirleyen asıl dokuyu hala görebilmek umuda dair yelkenlerimizi geleceğe açmamıza vesile oluyor.

Yaş aldıkça geçmişin hasletlerindeki demler daha kıymetli hal alıyor. Bugün her ne kadar apartman dairelerinde bir elimiz sıcaktan soğuğa değmeden; günümüz insanın “rahat ve kolaylıkları” çizgisinde daha kolay bir yaşamımız olsa da kuzulu kapısından içeri girdiğimiz binbir telaşesi ile binbir güzelliğin bir arada yaşandığı eski kargir evlerimizi hep özlüyoruz.

Gözümüz de gönlümüz de hep o eski evlerde, mahallede, sokaklarda. Rahat mı batıyor sana diye soruyorsun? O evlerde yaşamanın o kadar zahmeti vardı ki. Bakımı, telaşı, derdi bitmezdi; diyor güya bir yerlerden gelen ses. İşte o zaman o evlere, o sokağa, o mahalleye can veren insan akla geliyor. İşte o hayat, o insan asaletiyle, zarafetiyle bugün içinde yaşatamadığın insana dair ayrıntıları getiriyor. İnsan olmak bir bakıma ayrıntılarda kendini bulmak değil mi?

Bir söz tamamlıyor kendini bulmak konusundaki sorumu? Güzel bir  insan, bir Muğlalıya ait bir söz, Halil Deniz’den.. “ben’in sen’le kurulduğunu , bir sen olmadan benden söz edilemeyeceğini unuttu insanlık .. vah ki ne vahhh !”

Yine o evlerde, o sokaklarda, o mahalledeyiz. Evlerin içindeki “hayat”tan sokaktaki “hayat”a köprü kurulmuş. Evin içinde de nefes aldırıyor sana bu hayat köprüsü, sokakta da. Çünkü bu hayatta insan olarak bir kıymetin var. Evin içindeki “hayat” yaşına, cinsiyetine bakılmaksızın sadece “baş” a bakarak saygı görüyorsun. Sevginin bir karşılığı, beklentisi yok sınırsız. Evdeki “hayat” kendi düzeninde, her bir birey yerini, konumunu biliyor. Hayatı büyüğünden küçüğüne beraber omuzluyorsun. Annenin, babanın varsa büyüklerin ve çocukların yapılan yemekten evin temizliğine bir paylaşım ağı var. Kimse tek başına bırakılmıyor.

Bu sokaktaki “hayat”a komşu, akraba, dost çizgisinde yine aynı çizgilerde yansıyor. Evin büyüğü ile küçüğü arasındaki ilişki mahallenin büyüğü ve küçüğü ile aynı. Mahallendeki akraban ve komşun ile ilişkin evdeki ile aynı. Samimiyet, saygı, edep, takva, haya, emniyet, güven ve adını saydıkça bugün manasını kaybetmiş bütün hasletler bu hayat köprüsünde mana bulmuş, insana, kişiliğine, yaşamına sirayet ediyor.

Hal böyle olunca günümüz yaşamının bize sunduğu “rahat ve kolaylık” batıyor. Çünkü hayat köprüsü yıkılmış. Bir aile düşünün. Her bir birey kendi aleminde. Bir araya gelecekleri sofrada bile buluşamıyorlar. Kim ne düşünüyor, kimse bilmiyor. Herkes kendi rotasında yalnızlığının girdabında savrulup gidiyor. Büyük hayâllerle, umutlarla mutluluk rüyası kuran çiftler en kısa zamanda yarılıyor. Hayat köprüsünden geçen eski zaman çiftleri bir ömür aynı yastığa baş koyarken sabır, tahammül, sevgi ve saygı aşkla kodlamışlardı. Aşkın adı insandı.

Asar’dan baktığımda gördüğüm şehirden insana hasret kaldığımız hasletlere götürüyor beni. Yaşam hikayemizde yarım kalmış bir şeyler var. Kopuk kopuk elimizden kayıp giden şeyler. Kaybetmeye, yitmeye mahkum değiliz aslında.

Şehre bir kere bakmak, şehrin mayasındaki hayat köprüsünden geçmek ve bunun için biraz da önce kendimize ve çevremize yani insana bakmak yeterli. Vaktinizi alır evet, bir kere Asar’a çıkın, Muğla’yı, yaşadığınız şehri bir seyredin. Bu temaşa sonrası gördüğünüz güzelliklerle hayat köprüsünü bulmayı siz isteyeceksiniz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.