ARTIK GÖZ YUMULMAMALI

Bu haber 03 Ağustos 2009 - 0:00 'de eklendi ve 757 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Bir süre önce TRT adına Muğla’ya gelip, yerel bazda yayın yapan kuruluşların temsilcileriyle görüşen Abdurahman Keskin’in hangi konularda görüş aldığını önceki yazılarımda kaleme almıştım.
Keskin, uzun yıllar gazetecilik yaptıktan sonra şu sıra TRT adına çeşitli iller ve yerel bazda yayın yapan medya kuruluşlarıyla program yaptığını açıklamıştı.
İllerin daha yakından tanınması kadar, yerel basın organlarının konumunu gündeme getirmek istiyordu.
Aslında, ilgili hükümetler tarafından geç kalınmış bir yaklaşım olmasına karşın bu defa duyarlılık gösterilmesi, Keskin’in şahsında teşekkür etmemiz gereken bir durumdu.
Zira 1992 yılında zamanın hükümetince özel radyo ve TV’lere izin verildiği halde o gün bugün doğru dürüst ne maddi destek, ne de donanım adına harekete geçilmişti.
Oysa yeni kuruluşlar olduğu, dolayısıyla yayın ilkeleri hususunda belirgin müeyyideler olmadığı için özel medya organları gerçekten küçümsenmez sıkıntılarla yüz yüze gelmişlerdi.
İşte Abdurahman Keskin’in yaklaşımları bu anlamda önemliydi.
Neyse, yerel basın kuruluşları olarak bizler yine kendi yağımızla kavrulmaya çalışıyoruz.
***
Burada asıl üzerinde durmak istediğim bir önemli nokta var.
Program yapımcısı Keskin, Muğla’nın temelde sorunları nedir? dediğinde, oturuma katılan arkadaşlarımızın açıklamaları içerisinde yer alan “marka” sözcüğü, dikkat çekmenin ötesinde kent adına tam bir açmazdı.
Devrim Gazetesi adına Ünal Türkeş, Muğla Gazetesinden Zübeyda Fellahoğlu, Şah Medya adına Yelda Gökçan, Yedigün gazetesinden Ahmet Bayrak, Örnek Radyo için Mustafa Develi ile Hamle Medya Grubu için ben oturuma iştirak etmiştim.
İşte Muğla’nın temelde sorunları konusunda aynı arkadaşlarımızın açıklamaları üç aşağı beş yukarı aynı olduğu halde, bir husus herkesin üzerinde birleştiği ortak görüştü.
Muğla genelinde üretilen pek çok ürün, ham madde olarak ihraç edilip, mamul madde olarak geri dönmekteydi.
Peki bunda ne gibi sıkıntı olabilir?
Siz ihraç ediyorsunuz.
Birileri işlenmiş ürün olarak sevkiyat yapıyor.
Mesele bu açıdan bakılırsa bir beis yok.
Ancak, olayın Vehbi Kerrakesi öyle değil.
Sizin ham madde olarak ihraç ettiğiniz ürünler, başka markalar adı altında piyasaya sürülüyor!
Yani ürün patenti size ait olmasına karşın, başka illerin malları imiş gibi muamele görüyor.
Bu durumdan Muğla olarak gerçekten muzdaripiz.
Dedim ya arkadaşlarımla birlikte şahsen kahrolduğum bir olaydı bu.
Nasıl olurda, benim ilimde yetişen bir ürün, başka ilin malıymış gibi muamele görürdü!
Oysa asıl olan, bir ürünün yetiştiği kent ile özdeşleşmesidir.
Bu bir yerde “davul senin boynunda tokmak başkasının elinde” olmakla eşdeğerdi.
Sonra bu konuda serzenişte bulunan sadece bizler ve yöre halkı değildi.
Bizatihi Muğla Valisi Dr. Ahmet Altıparmak, her vesileyle aynı konunun altını çiziyor.
Ona göre, Muğla havalisinde üretilen her ürün, bu kentin malı olarak bilinmeli.
Daha da meselenin üzerine giden Altıparmak, bu bölgede elde edilen ürünler mutlaka marka haline getirilmeli.
Örneğin, çam balı öylesine markalaşmalı ki, alıcı her hangi bir markete girdiğinde, Muğla Çam balı istiyordum diyebilmeli.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün diyen vali, çeşitli sebze, meyveler yanında mermercilik alanında da aynı yaklaşım içerisinde olunmasında diretiyor.
Nasıl diretmez!
Sizin blok kütleler halinde ihraç etmek zorunda kaldığınız mermerler, başka ülkeler tarafından işlenmesi bir yana o ülkenin malı imiş gibi piyasa sürülüyor.
Bunun anlamı, dünyada bir eşi daha bulunmayan kalitede Türk mermerlerinin, başka ülkeler mermerleri olarak lanse edilmesi.
İşte itirazımız, isyanımız buna.
Bu nedenle ilgili ve yetkililerin derhal hareket geçip, üretici kesimlere yardımcı olmaları yanında, ürünlerin markalaşması noktasında gereğini yerine getirmeliler.
Bir yerde artık göz yumulmamalı.
Aksi halde, kendi malımız başka ülkelerin ürünü gibi işlem görür gider.
Bizde karşıdan bakmakla yetiniriz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.