Anlamlı Mesajlar

Bu haber 23 Ekim 2014 - 0:11 'de eklendi ve 717 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Son yıllarda Yatağan ve havalisi olmak üzere Muğla genelinde gündemi dolduran gelişmelerden birinin termik santraller olduğuna şüphe yok.

Olamazdı.

Neresinden bakarsanız bakınız çeyrek asırlık süreçte aynı santraller, her bakımdan ilgi odağı oldu.

Başlangıçta çalışanlar ve yöre halkı son derece mutluydu.

Nasıl olmasınlar!

İşsizlik nispeten önlendiği gibi Yatağan, Milas ve Muğla ekonomisine ciddi katkılar sağlıyordu.

Hal böyle olunca, aynı süreçte hiç kimse termik santrallere tabir yerindeyse toz kondurmamıştı.

Böylelikle aradan epey süre geçti.

Ne var ki bu defa sevinç ve mutluluğun yerine kuşkular almaya başladı.

Özellikle Yatağan Termik Santrali SOS veriyordu!

Santral bacasından çıkan kükürt dioksit gazının insanlar üzerinde ve çevreye olumsuz etkisi belirmişti.

İşte ne olduysa ondan sonra başladı.

Yatağan ve havalisinde konuşlanan halk, zehirleniyoruz! diyerek sesini yükseltmeye başladı.

Bu sıradan bir olay değildi.

Olmadığının en belirgin göstergesi, dönemin iktidarının olaya el atmasıydı.

Bu da santral bacasına desülfrizasyon ünitesinin takılmasıydı.

Böylelikle bacadan çıkan gazlar absorbe edileceği için çevreye etkisi o denli olmayacaktı.

Sonuçta halkın direnişi sonuç vermiş.

Santral bacasına filtre takılmıştı.

Her ne kadar çok randımanlı çalışmıyor iddiaları ortaya atılsa da çevreye etkisi yok denecek kadar azalmıştı.

Bunun üzerine halk, önceki yıllarda olduğu gibi halinden memnundu.

Santral ara sıra yaramazlık yapsa da kısa süre sonra eski haline dönüyordu.

***

Santral ve çalışanlar için çileli yıllar başlamıştı dedim ya, gerçekten zor günler gelip çatmıştı.

Bakıp görüldü, iş başındaki AK Parti Hükümeti, santralleri özelleştirme eğiliminde.

Bunun üzerine işçiler ayaklanır.

Hem de yanlarına tüm sivil toplum kuruluşlarını alarak.

Derken ayaklanmalar ciddi boyutlara ulaşır.

Hal böyle olunca, biran için hükümetin özelleştirmeden vazgeçtiği izlenimi doğdu.

Kimler nasıl bir yaklaşım içerisinde olur bilmiyorum ama AK Parti Hükümetinin geri adım atması altında, yakın süreçte yapılacak yerel yönetimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimi yatıyordu.

Hükümet, seçimlere yönelik bir hesap yapmış olmalıydı ki, santralin özelleştirmesini geri plana atmıştı.

Bunun doğruluğunu ispatlayan, aynı seçimler sonrasında hükümetin yeniden özelleştirme yönünde adım atmasıydı.

Demek ki sendika temsilcileri ve bir kısım işçilerin Ankara dahil Muğla, Yatağan ve Milas ilçelerindeki özelleştirmeye hayır direnişleri, hükümet tarafından pekte dikkate alınmamıştı.

Aksi olsaydı hükümet, söz konusu seçimler sonrasında santrallerin özelleştirilmesi adına kararlı bir tutum sergilemezdi.

Nihayetinde olanlar oldu ve aynı santraller özelleştirildi.

Yine de, 399 gündür devam eden direnişin az da olsa bir etkisi olur mu? diye bakıyoruz ama belli ki olmayacak.

Zaten herkes bu durumu kabullenmiş görünüyor.

Sendika temsilcileri bakıp gördü, hükümet kararlı.

Başkaca yapacak bir şey yok eğilimindeler.

***

Gelinen noktayı baktığımızda;

Santraller ve onlara kömür üreten GELİ Tesislerinin satış işlemleri devam ederken, bu defa direnişe destek vermek için civar yerleşim merkezleri halkı traktörleriyle moral veriyor.

Konuşlandıkları bölgede kömür olduğu gerekçesiyle istimlak mağduru Yeşil Bağcılar ve Bağyaka Köylüleri bakınız nasıl anlamlı yaklaşım sergiliyorlar.

Santraller ve kömür yatakları nedeniyle köyümüzden, yerimiz yurdumuzdan olduk.

Buda yetmezmiş gibi sağlığımız bozuldu.

Çiftimiz, çubuğumuz ortadan kalktı.

Biz bu kurumlara tarlalarımızı, tokatlarımızı, evlerimizi hatta mezarlarımızı verdik.

Doğup büyüdüğümüz köylerimizi verdik. Anılarımızı terk ettik.

Devlet diye itiraz etmedik ve sesimizi çıkarmadık.

Şimdi görüyoruz ki iş yerlerini satıyorlar.

Peki bize soruldu mu?

Bilmem, halkın böylesine safiyane direnişine karşı çıkmak olur mu?

Kim ne derse desin, yerden göğe haklılar.

Santral ve kömür işletmeleri için “çilesini beraber çektik, kavgasını yine birlikte vereceğiz” diyen köylüler adına konuşan Yeşilbağcılar Muhtarı Nafer Tüzün;

Santral sadece işçilerin değil, biz köylülerin, çiftçilerin de kaderi haline geldi.

Biz ekmek yediğimiz tarlalarımızı, zeytinliklerimizi, bağ ve bahçelerimizi, yarın bizim çocuklarımız santrallerde çalışsın diye verdik.

Ama şimdi satıyorlar.

Kimin malını kime satıyorsunuz?

Şimdi, eğri oturup doğru konuşalım.

Bu köşeden aynı santrallerin özelleştirilmesiyle ilgili defalarca seslendim.

Dedim ki;

Sadece ülkemiz değil dünyanın birçok ülkesi, özelleştirme eğilimine giriyor.

Ancak, bu tür bir yol izlerken tek şart, çalışanlar ve devletin mağdur olmamasıdır.

Yani, özelleştirme kapsamına alınan yerlerin yok pahasına satılmaması.

Dolayısıyla halk cevap arıyor.

Söz konusu santraller ederini buldu mu?

Yoksa, gerçek değerinin çok altında mı satıldı?

Daha bir önemlisi, yıllarını aynı santrallere veren çalışanların durumu ne olacak?

Çalışmaya devam edecekler mi? Yoksa ekmek kapısından mı olacaklar?

Şüphe yok ki özelleştirme kadar önemli olan bu iki ayrıntıdır.

Ve de çalışanlara destek için gelen köylülerin verdiği anlamlı mesajlar.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.