Anı Yaşa, Derken!..

Bu haber 28 Ağustos 2018 - 1:22 'de eklendi ve 930 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail Zorba

Ruhum yanıktır ve şifâsızdır ezelden,

Sarmak dilesem, bir kara mendil neme yetmez?

Dağlar neme yetmez, bağlar neme yetmez?

Bir kuş ki benim derdime ağlar, neme yetmez?”
Şükûfe Nihal

Anı yaşa! Bu sözü bir anlığına düstur edinecek olsak; anı yaşamaktan kasıt ne olsa gerektir? Anlamadan, idrak etmeden nasıl harekete geçeceğiz. Hayatın içinde kendi varlığını anlamlandırmaya çalışan “insan” için “anı yaşamak” nedir? Düşünelim.

Anı yaşa! Ya da yaşamaya gayret göster. Çünkü yaşamak için ayrıca bir çaba gerekir. Öncelikle anı yaşa!. Şu an nerede olsan mutlu olursun deseler? Anı yaşadığım yer derdim. Mekandan kasıt eşimin, çocuklarımın, ailemin, dostlarımın, akrabalarımın ve de hepsini içine alacak şekilde sevdiklerimin olduğu yer. Kendimi ait hissettiğim yer. Nefes alabildiğim, mutlu olabildiğim yer. O zaman an, mekanla nefes alsın. Peki an illaki kişilerle, yerle kaim değil. An, yaşadığımı hissedebildiğim her şeyi içine lasın gittikçe genişlesin.

Anı yaşa!. Anı yani zamanı genişlettikçe dahil olduğun yer de, kişiler de rahatlıyor. Bir çerçevenin içerisine hapsedilmiş değilsin artık. Anı yaşamanın farkına vardıkça bütün çizgiler, sınırlar, çerçeveler senin istediğin boyutta, şekilde olacak. Çünkü ana hükmetmeden, an da sana hükmetmeden yaşabiliyorsan anı yaşıyorsun demektir. En hür olduğun zamanlar hayâl ettiğin zamanlar değil mi? Hayâl ettiğin zamanlar sana sevginin, aşkın eşlik ettiği zamanlar değil mi? Anı yaşadığın zamanlar; tercihlerin, seçeneklerin bizzat senin isteğinde olduğun zamanlar değil mi?

Anı yaşa!. Bayram vakitlerine eriyoruz, şükrediyoruz. Bayram vakitleri anı soluduğumuz, zenginleştiğimiz, bereketlendiğimiz hatta manasınca her hükümden sıyrıldığımız insanca en mutlu olduğumuz zamanlar değil mi? Ramazanın şükrünce, kurbanın rahmetince insanlığa eşlik ettiğimiz anlar değil mi? İşte sevdiklerimizleyiz. İnsanlarla çoğalıyoruz. Benliğin hükmettiği tüm duygulardan azadeyiz. İçimizdeki insan hür, kendi ikliminde bayram zamanları anla çoğal mıyor mu? Kurban bayramında vakit Hz. İbrahim ile Hz. İsmail’in baba oğul olmanın dışında Rabbimiz karşısında tüm insanlığa ibret olacak teslimiyetlerinde değil mi? Kurban deyince özne et değil ki? Kurbanın manası teslimiyette saklı. Teslim olan kime teslim oluyor? Ana, insanlığa.

Anı yaşa!. Hem de doya doya. Hükümsüz, telaşsız, art niyetsiz, her türlü şüpheden ırak. Evet anı yaşarken, benliğin tüm heva vü hevesinden arınmalı özüne dönmelisin yani insana. Her Kurban bayramında bencilliğimize, iptidailiğimize kurban ettiğimiz hasletlerimizle gerçek manada Kurban’dan ne kadar da uzaklaşıyoruz. Kurban bayramları hiçbir vakit tatil hükmünde değildir, diyenlere dönelim.

Anı yaşa!.. Şu an nerede olsan mutlu olursun deseler? Anı yaşadığım yer, derdim. Günümüzde anı yaşamak da imkan dahilinde olmasa gerek. Yine de Kurban’dan uzaklaşmayalım. Kurban bayramları hiçbir vakit tatil hükmünde değildir, diyenlere dönelim. Nasıl hissederseniz öyle yaşarsınız. Günümüz insanının zaman ve mekan kavramları onu yaşadığı fasit daireden fırsat buldukça kurtulmaya, rahatlamaya itelemektedir. Ötelenen insan hayatları benliğin dairesinde her türlü mücadeleyi başarı yolunda meşru kıldığına göre kendi içerisinde anı yaşamaktan, anı yaşamanın farkına varmaktan uzak insanlar nasıl yaşayacak?

Paylaşmadan artmayacağını, bereketin paylaşmaktan geçtiğini, insanlık yolunda teslim olmadan, çile çekmeden, emek harcamadan an’ın öznesi insanın değerin farkına varamayacağını ne kadar anlattık, nasıl yaşadık ki bu örnekler silsilesi ona da bir farkındalık oluştursun.

Çocukluğundan itibaren hep ben, hep ben diyen insan yalnızlığının yazgısı olduğunu ne zaman fark edecek? Eş, dost, akraba, sevdiklerim yaşamın neresinde kalacak? Size en net gösterge! Günümüz gençlerinden yüzde kaçı ait olduğunuz eş, dost, akraba ve sevdiklerini ne kadar hatırlıyor? Aklına düştüğünde hangi sıklıkta elinden hiç düşürmediği telefonunun tuşlarına basıp arıyor? Hangi sıklıkta?

İletişimin teknolojiyle bu kadar zirveye ulaşmadığı zamanlarda dahi insan insanla zenginleşirdi. İnsan insanla arınırdı. Hal lisanı devreye girer. İnsanları bir araya getirirdi. Aile çekirdeğimiz bozulmaya çalışılıyor. Birey kendi yalnızlığında bir kenara itiliyor. İnsani tüm hasletler gurbete çıkarılmış, öteleniyor. Yaşam it hükmüne bağlamış insanı. Ama hiç de öyle değil. Hiç de o kadar kolay değil. At izi it izine hükmünce insanlığın yürüdüğü yollarda bıraktığı izler ortada. İnsan güzele, aşka, sevgiye, iyiye, doğruya tabidir. Yaratılış hükmü insanı güzele, aşka, sevgiye, iyiye, doğruya mayalamıştır. Bırakın özel günleri, bırakın bayramları bir andan başlayalım. Bir an’ın hükmünce anı yaşayalım. Zira insan insana muhtaçtır. Gerisi neme gerek?

Bir çölde biten dal gibi ıssızsa bu gönlüm,
Dost aleminin ettiği kem söz neme yetmez?
Vardır anacak bir gün olup ismimi elbet!
Bir servinin altında dolan göz neme yetmez?

Dağlar neme yetmez, bağlar neme yetmez?

Bir kuş ki benim derdime ağlar, neme yetmez?”

Şükûfe Nihal

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Münevver Ongun 28 Ağustos 2018 / 18:01

Gönüllerin bayram etmesi dileğiyle İsmail Bey.Yüreğinize sağlık. Devamını bekliyoruz.