ANAYASAYI DEĞİŞTİRTMEM DEMEK…

Bu haber 29 Nisan 2010 - 0:00 'de eklendi ve 843 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

ANAYASAYI DEĞİŞTİRTMEM DEMEK İHTİLALDEN YANAYIM DEMEKTİR

1960 İhtilalini yaptıranları, destek
olanları, kurulan mahkemenin 
davacılarını  ve şahitlerini savcı
ve hakimlerini hatırladığımızda, günümüzde aynısını yaşamakta olduğumuzu görüyoruz.
Aradaki fark o zaman daha gizli yürütülen ihtilal hazırlığını, bu gün hiç
sıkılmadan yapıyorlar. Meclis konuşmaları, engellemeler boşuna çırpınmalar
ibret vericidir.

27 Mayıs 1960 İhtilalinde 233 General ve 5
bin subay emekli edildi. Bir nevi tasfiyedir. Balyoz planı gerçekleşmiş
olsaydı, 826 subay (darbeci olmadığı için) tasfiye edilecekti.

Neler görüyoruz; 80 kusur kişinin
savcılıkca hazırlanmış iddianameleri mahkemeye gönderiliyor. Zanlılar kendi
fikirdaşı olan hakimin nöbetçi olduğu saatte mahkemeye gidip serbest
bırakılıyorlar. Hastaneleri var, acil gereken raporu verip hastaneye
yatırıveriyor.

Hükümet, Anayasada bu suçları himaye eden hukuk ve ihtilal
teşebbüsünü koruyan bir komutayı ve dolayısiyle 
Ordunun sevgi ve saygınlığını korumak için getirilen yeniliğe karşı
kimlerin nasıl muhalefet ettiğini bakarak keşke görmeseydim, duymasaydım
diyorsunuz.

Yazımın devamında Hasan Cemal’in  27 Nisan günlü yazısından bölümler veriyorum.

KANLI DANIŞTAY BASKINI

Her halde unutmadınız .Tarih 17 Mayıs 2006.
Katil belinde tabancasıyla gündüz vakti Danıştay a girer. Bir daireyi basar ve
tabancasını ateşleyerek bir yargıcı öldürür, dört yargıcı yaralar. Türkiye bir
anda karışır.

Cumhurbaşkanı demeç verir. Laik Cumhuriyete saldırı !..

Danıştay Başkan vekili konuşur. Allahüekber diyerek tabancasını ateşledi !.

Gazete manşet atar. Türkiye nin 11 Eylülü ! Laikliğe Kurşun !.

Haberler çıkar. Yargıçlar, bir başörtüsü kararından dolayı vuruldu.

Ak
Partili bir bakan cenaze töreninden kovalanır. Katil,
irtica yanlısı diye yayınlar yapılırken, Ankara’da derhal büyük bir miting
düzenlenir. “Laiklik elden gidiyor!” sloganları.

Başbakan eşiyle birlikte, hayatını kaybeden
yargıcın ailesini ziyaret eder, ama yüzüne bakan olmaz. Kanlı baskın bir anda
medya ve kamuoyunda Ak Parti ve hükümetine yönelik olarak, İrtica kapıda! diye tanımlanabilecek protesto eylemlerinin odağı
haline getirilir.

O sıcak günleri her halde unutmadınız. Peki
ya sonrasını? Hatırlamaya çalışın.

Katilin, İrtica peşinde birisi olmadığı
ortaya çıktı. Baskın sırasında tabancasını ateşlerken, Allahü Ekber diye
bağırdığı yalandı. Cinayetin “Başörtüsü kararından dolayı” işlendiği gerçek
dışıydı. Cumhurbaşkanının öyle dediği gibi, Laik Cumhuriyet’e bir saldırı da
değildi. Kısacası; Gerçekler birer birer ortaya çıkmaya başladı. Bu bakımdan en
ilginci şuydu :

Cumhuriyet Gazetesi’ne daha önce bomba
atanla, Danıştay baskınını gerçekleştiren saldırgan aynı kişiydi. Ona bombayı
verenlerle eline tabanca tutuşturanlar aynı odaklardı.

Bu gerçek, Danıştay baskınıyla Ergenekon arasındaki
karanlık bağın aydınlanmaya başlaması ve birinci Ergenekon davasıyla Danıştay
davasının birleşmesiyle iyice açığa çıktı.

Bu kararla birlikte siyasal fotoğraf git
gide belirginleşti. Kanlı Danıştay baskını Türkiye’de istikrar ve demokrasiye
kurulan bir büyük komplonun parçası idi.

Bu acı gerçeği bir zamanlar red edenlerin
bir bölümü bu gün artık suskunluğu tercih ediyorlar. Çünkü bu komplonun altı,
geçen hafta içinde bir kez daha kalın biçimde çizildi. 17 Mayıs 2006’da
gerçekleştirilen baskından önceki iki gün Danıştay’ın güvenlik kemaraları
silinmişti. TÜBÜTAK’ın  bilirkişi
roporuna göre, bazı görüntüler belli olmasın diye dosya isimleri de
değiştirilmişti. Şu da çok çarpıcıydı: Oyak adını taşıyan güvenlik şirketi,
daha önceki mahkemeye yanıtında, o iki gün içinde kameraların bozuk olduğunu
bildirmişti.

Oysa, gerçek farklıydı: TÜBİTAK’ın  bilirkişi raporuna göre, OYAK’ın kameraları o
tarihlerde arızalı değildi. Çekim yapılmış ama daha sonra görüntüler
silinmişti.. Silinen kayıtlara gelince..

Saldırgan, kanlı baskından bir gün önce
Danıştay binasına gelerek keşif yapmış, muhtemelen güvenlik kameralarına
takılmıştı. Ama anlaşılan kameralardaki o görüntüler bir gizli el tarafından
silinmişti. O gizli el kimdi? Bazı emekli Özel Harpçiler olabilir miydi? Bir
soru daha: Danıştay baskınını yapan katil, eğer orada bir polis tarafından yakalanmamış
olsaydı, Türkiye’de neler olacaktı? Evet, Ergenekon’un hukuk açısından eksiği
gediği, adaletsiz yanları sergilensin.

Ancak: Bu davayı sulandırmaya kalkışmayın.
Bunun yerine, OYAK’ın güvenlik kameralarındaki o görüntülerin niye silindiğini
iyice aydınlatmaya çalışın.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.