ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Bu haber 13 Temmuz 2010 - 0:00 'de eklendi ve 869 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI: DEMOKRASİ MÜCADELESİNDE YENİ AŞAMAAnayasa
Mahkemesi, varolduğundan beri belki de ‘en siyasi’ kararını verdi. Mahkeme’nin
her kararı siyasi sonuçlar doğuran niteliktedir ama ‘hukuk’la ilgisi olmayan,
bu derece ‘ince siyasi hesaplı’ hiçbir kararı da yoktur herhalde.

Kararı hiç kimse
beğenmedi. (Cemil Çiçek hariç). Ne HSYK Başkan Vekili, ne Adalet Bakanı, ne
CHP’nin ‘vesayet projesi’ gereğince bir komplo sonucu başa getirilmiş yeni
genel başkanı, ne Devlet Bahçeli. Siyasetçilerin de, hukukçuların da
beğenmediği, tatmin olmadığı bir karar. Dolayısıyla, kimisine göre ‘dengeli’
bir karar; Anayasa Mahkemesi’nin ‘tarafsızlığı’nı görünürde, kâğıt üzerinde
kurtaracak bir karar. Ama bir yandan da, önceki gün Taha Akyol’un İran’daki
‘Velayet-i Fakih’ konumu ile Anayasa Mahkemesi’ni karşılaştırmasını haklı
çıkaracak cinsten, Anayasa Mahkemesi’ni ‘vesayet rejiminin devamlılığını
sağlayacak bir ‘rejim zaptiyeliği’ konumuna daha muhkem biçimde oturtacak türde
bir karar. Bu tür, bu içerikte bir karar Anayasa Mahkemesi’ni TBMM’nin üzerine
kendiliğinden çıkarıyor. TBMM, Türkiye’nin, ‘millet iradesinin yansıdığı’ en
yüksek organı olmaktan çıkıyor. TBMM’nin üzerinde bir de Anayasa Mahkemesi var.
Eğer TBMM’nin çıkartacağı bir yasa ya da anayasa değişikliği, Anayasa’ya aykırı
bulunuyorsa, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilebiliyor. Peki, Anayasa
Mahkemesi Anayasa’yı ihlal ederse, bunun denetimini kim yapabiliyor? Hiç kimse.
Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerini aşarak, sadece ‘şekil yönünden’
inceleyebileceği bir anayasa değişiklik paketini ‘esasa girerek’ incelemiş
olması ve bunu yaparken  4. Maddeye
gönderme yapması aleni bir yetki gaspı ve dolayısıyla Anayasa ihlalidir; ki,
Anayasa Mahkemesi’ni TBMM’nin üzerine çıkartan da budur. Anayasa Mahkemesi öyle
bir ‘siyaset mühendisliği’ ve ‘ince işçilikli’ bir karar üretmiştir ki, anayasa
değişikliğinin ‘ruhu’nu ifade eden Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın oluşumu ile
ilgili maddelerin kendisine değil, birkaç maddesine müdahale etmiştir. Buna
karşılık, 26 maddeyi ise CHP’nin istemine aykırı olarak iptal etmemiş ve 12
Eylül referandumunu mümkün kılmıştır.12 Eylül’de referandum, HSYK ile Anayasa
Mahkemesi’nin oluşumuna ilişkin iki madde sakatlanarak yapılacak. Böylece, Ak
Parti’nin ‘erken seçim’e gitmesinin ‘meşru gerekçesi’nin de önüne geçilmiş
oluyor.

Bu durumda,
Tayyip Erdoğan’ın zaten hiçbir vakit istemediği, ‘ilkesel’ olarak karşı durduğu
‘erken seçim’e gidilmesi söz konusu olmayacak ve 12 Eylül referandumu Ak Parti
iktidarı için bir ‘halk güven oylaması’ haline dönüşecek. CHP ve MHP, şimdiden
referandumda ‘hayır’ oyu verilmesi için kampanya yürüteceklerini ilan ettiler.
Anayasa Mahkemesi ile HSYK’nın oluşumuna ilişkin iki madde dışında kalan
maddelere CHP’nin karşı olamayacağı ileri sürülüyordu. CHP, söz konusu
‘sakatlanmış’ iki maddenin yanısıra 26 maddenin de halk tarafından reddedilmesi
için tavır almış durumda. Her şey, ‘proje’ye göre yani ‘bürokratik vesayet
rejimi’nin devamına göre ayarlanmış sayılabilir. ‘Askeri darbe’ ihtimalinin
‘Ergenekon süreci’ ile devre dışı bırakıldığı bir tarih diliminde, Ak Parti’nin
paketlenip gönderilmesi için seçimlerde CHP-MHP ikilisinin altına düşmesi
hesaplanıyordu. Bu hesabın uygulamaya sokulabilmesi için öncelikli CHP’nin
Deniz Baykal’dan kurtarılmasının gerekli olduğuna hükmedilmişti. İşin o faslı
halledildi. Bundan sonra ele alınan Tayyip Erdoğan iktidarının halk zemininde
kemirilmesiydi. Anayasa Mahkemesi’nden ‘anayasa değişiklik paketi’ için CHP’nin
başvurusu doğrultusunda çıkacak bir ‘iptal’ kararı, Tayyip Erdoğan için
öngörülen ‘gücünü tüketmesi’ büyük ölçüde sağlanamadan bir ‘erken seçim’e yol
açabilirdi ki, bu da ‘proje’nin hedefine varmaması sonucunu getirebilirdi.

Şimdi işler daha
bir net. 12 Eylül’de ‘iktidarsızlığı’ her geçen gün biraz daha belirginleşen,
bu hali Anayasa Mahkemesi’nin son kararıyla bir nebze daha takviye edilen Ak
Parti’ye karşı CHP-MHP koalisyonunun ‘hayır’ sesleri arasında bir ‘halk
oylaması’na gidilecek. Seneye yapılacak seçimlerin bir ‘ön provası’. Bu zaman
zarfında, PKK da kanlı eylemleriyle Ak Parti iktidarının burnunu sürtmeye devam
etmek isteyecek. PKK’nın şiddet dalgası, Ak Parti hükümetini, kendisinden
öncekiler gibi ‘askerin kucağına’ daha fazla yöneltecek. Baksanıza, bildik
söylem yeniden ısıtıldı. Kuzey Irak ve tabii ki, Barzani bir kez daha ‘nişan
tahtası’na oturtuluyor. Ak Parti’nin ‘güvenlik öncelikli’ ve ‘güvenlik odaklı’
bir söylemden ötesi, artık Kürt sorununa ilişkin atılacak adımlar bakımından
aklına gelmiyor. Bu hükümetin, Kürt kimliğinin kabulünün gereği olan yasaları
çıkartabileceğini, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nda, ülkeyi
ferahlatabilecek ve demokratikleşmeyi ileri taşıyabilecek adımları şu dönemde
atabileceğini düşünebiliyor musunuz?Kafası öyle çalışmıyor ki zaten. Üstelik,
bu Anayasa Mahkemesi’ne bakıp, işlevsel bir TBMM’den söz edilebilecek bir durum
var mı? Buna, ABD ile sıkıntılı ilişkileri ve İsrail ile gerginliği ekleyin ve
gelişmelerin ‘dış çerçevesi’ni de tamamlayın. Sonuç olarak, ‘yol haritamız’
artık netleşmiş sayılır. 12 Eylül’de seneye yapılacak seçimlerin ‘provası’ ve
seneye seçimler. Her şeye rağmen, halkın önüne çıkmanın faydası da var. Ne
kadar ‘sakatlanmış’ olursa olsun, ne kadar Anayasa Mahkemesi’nin ‘yetki gaspı’
ve ‘Anayasa ihlalinin ürünü’ olursa olsun, Anayasa değişikliğinin halka
sorulmasının çarpıcı bir anlamı var: Halka ‘anayasanın değişmesinden yana
mısınız?’ sorusunu sormanın bir biçimi bu.‘Projeciler’ bu soruya kendi
istedikleri cevabı almak isteseler bile, istemedikleri cevabı almaları ihtimali
de söz konusu. O nedenle, 12 Eylül referandumunda ‘Evet’ ve genel seçimlere giden
yolda ‘yeni anayasa’, Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin hedefi olmak
zorundadır.

CENGİZ ÇANDAR
09/07/2010  RADİKAL

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.