Allah İle Kavga Mı Edeceğiz?!!

Bu haber 19 Mayıs 2014 - 0:00 'de eklendi ve 1.013 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Özcan Özgür

Yıllar önceydi. İzmir Tepecik SSK (Sosyal Sigortalar Kurumu) Hastanesi’nde tedavi görürken sendikacılar gelmişti. Hastaneyi koğuş koğuş dolaşırken benim kaldığım koğuşa da gelmişler ve içlerinden biri “Hastaneden, doktorlardan, personelden memnun musunuz? Şikâyetiniz, istediğiniz bir şey var mı?” diye sormuştu.

Soma’da yaşananlarla anımsadım…

xx        xx        xx

SSK Hastaneleri, sigortalı işçilerin primleri ile yapılmış hastanelerdi. ANAP Hükümetleri döneminde SSK hastaneleri resmen battı. Sanıyorum işçilerin primleri başka yerlerde kullanılmıştı…

AK Parti döneminin “devrim” sayılabilecek uygulamalarından biri sağlık hizmetlerinin bir şemsiye altında toplanması oldu. Bu gün işçi de memur da aynı sağlık kurumlarından hizmet alıyorlar. Sendikacıların artık üyelerinin ve sendikalı olmayan asgari ücretlilerin keseneklerinin doğru kullanılıp kullanılmadığını denetleyecekleri sağlık kurumu yok.

Tüm çalışanlar eşit koşullarda sağlık hizmeti alıyorlar…

xx        xx        xx

Peki, tüm çalışanlar eşit koşullarda mı çalışıyorlar?

Bu sorunun yanıtını verecek olanlardan biri de sendikacılar. Verebiliyorlar mı?

Bilemiyorum. Ben Soma faciasında sendikacı göremedim. Siz gördünüz mü?

Bir ara CNN Türk’te canlı yayında gördüm, sorulara yanıt vermekte güçlük çekiyor, “Böyle günlerde sözlerimize dikkat etmeliyiz.” diyordu. Sanırsınız ölüm madeninin patronu! Maden İş Sendikası Genel Başkanı imiş… O genel başkanı izlerken aklıma Yatağan geldi… O genel başkanlara kalsa Yatağan’ın özelleştirmesi Soma’nın özeleştirmesi gibi yıllar önce olup bitmişmiş…

Gözlerim Şemsi Denizer’i aradı!!!

Yatağan’ın Şemsi Denizer’leri; Maden İş Sendikası Yatağan Şube Başkanı Süleyman Girgin’e, Tes İş Sendikası Yatağan Şube Başkanı Fatih Erçelik’e, Yatağan, Yeniköy, Kemerköy Termik Santrali çalışanları ile santrallere kömür üreten maden işçilerine Allah kolaylık versin!

xx        xx        xx

Soma’da sendikacıları göremediğimiz gibi ölüm madeninin patronlarını da göremedik. Faciadan 4 gün sonra ortaya çıkabildiler. 2 saat konuştular. Maden İş Genel Başkanı’nın CNN Türk kamerasına konuşamadığı gibi ölüm madeninin patron ve yetkilileri de 2 saatte facianın nedenini anlatamadılar. Gazeteciler ısrarla soruyorlardı:

– “Yaşam odası var mı?

Kem küm…

– “Yaşam odası var mı, yok mu?

Ölüm madeninin patronu sonunda şöyle diyebildi:

Kaza üç dört ay sonra olsa o işçiler ölmezdi.

Evet, o yaşam odalarını üç dört ay önce yapmış olsaydın da o işçiler ölmezdi!

xx        xx        xx

Bu ülkenin artık ne sendikacısı sendikacı, ne patronu patron… (!)

Sendikacılığın da, patronluğunda bir raconu vardır…

Ne yapalım şimdi; ölüm madeninin patronu Alp Gürkan’ı, o işçilerine “yaşam alanı” yaratamamış arsız, yüzsüz patrona Soma’nın kara elması ve emekçisinin sırtından “yaşam alanı” yaratmış olan özelleştirmecileri ve de sendikacıları bırakıp gadın Allah’ın ile mi kavga edelim…

Sendikacılara kızıyorum. Çünkü o ölüm madeninin yetkililerce gerektiği gibi denetlenmediği öne sürülüyor. O zaman sendikacılar neden denetlemediler? Gerçekçi denetim yapılmadığını bu güne kadar neden haykırmadılar?

Geçmişte hastaneleri bile denetleyen sendikacılığın geldiği nokta bu mu?

Bu maden bu hale geliyorsa, Allah aşkına sadece işverenin değil sendikanın da yapacakları yok muydu? Yok mu? Sendika niye var? İşçiden sadece kesinti için mi varlar?..

Senin sendikacın böyle olursa, yeni işveren, patron profili de böyle olur.

Yazıklar olsun!

xx        xx        xx

Ölüm madeninde yitirdiklerimiz için bu gün 19 Mayıs törenleri yapılmayacak.

Ama felaketin acının ortaya çıkışından saatlerce sonra lütfen ilan edilen üç günlük Milli Yas sona erdi…

Biter mi? O yas biter mi? Haberleri izlerken hala hanginiz ağlamıyorsunuz?

Ben ağlıyorum. İnsanım. İnsan olmayanlara sözüm yok!.. İnsan olmak kolay değil.

Dünyaya sanıldığı gibi “insan” olarak gelinmiyor. İnsanın “insanlaşma” süreci de yüzyıllardır sürüyor…

Ama arada “insanlaşma” sürecini tamamlamış olanlarımız da çıkıyor. Onlardan biri de Ağrılı maden işçisi Murat Yalçın… Hani o sedye kirlenir diye çizmesini çıkartmaya kalkan güzel insan…

xx        xx        xx

Ölüm madeninden kurtulduktan sonra ambulansa bindirilip, sedyeye yatırılırken çizmesini çıkartmaya kalkışan Yalçın, daha sonra gazetecilerin “Neden öyle yaptın?” sorularına yanıt verirken, “Aslen Ağrı Eleşkirtliyim, Ben çok disiplinli ve titiz bir insanımdır. Hem o yüzden hem de ailemden gelen terbiye ve yetiştirme şeklinden dolayı o an öyle davrandım. Benden sonra ambulansa alınacak arkadaşlarımın daha temiz bir ortamda tedavi edilmeleri için…” diyordu.

Çizmemi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin.

Bu söz hepimizin yüreğine işledi…

Öyle ki bu sözler Şafak Pavey’e “Ürkek bir serçe gibi,’saklama çamurlu çizmeni’. Kaldır başını, dimdik dur. Bu senin değil, ülkemin ayıbı. Çamurlanmış ayaklarından öperim.” dedirtti.

xx        xx        xx

Murat Yalçın elbette bizim “insanlaşabilmişlerimizden”… Her halinden belliydi… Ama o sedyeye yatarken çamurlu çizmesini çıkarmaya kalktığında, sedye kirlenirse hemşireler kendisine çıkışır diye de korkmuş olabilir miydi?

Şafak Pavey, “Bu senin değil, ülkemin ayıbı.” derken, elbette bunu kastetmedi, ama ülkemin asıl ayıplarından biri Yalçın gibi bu ülkenin güzel insanlarının gittikleri her yerde azarlanıp, itilip kakılması değil midir?

Yığılmayın burada! Sıraya girin! Dışarıda bekle! Sırayı bozmayın! Kalk oradan! Otur oraya! Oraya basma! Oradan geçme! Çamurlu ayaklarınla giremezsin!.. Siz çoğaltın…

Herhangi bir kurumda hiç azarlanmadınız mı? Ya güvenlik, ya gişe görevlisi, küçük bir memur veya herhangi bir görevli; sizin gibi biri size bağırıp kendini tatmin etmedi mi?

Murat Yalçın’ı izlerken ayağıma pabuç olamayacakların başıma nasıl kasket olduklarını düşünmedim değil!

xx        xx        xx

Murat Yalçın’ın sözleri herkesi etkileyip, bazılarımızı utandırırken en çok Şanlıurfa Müftülüğü etkilenmiş olmalı ki, şimdi müftülük Murat Yalçın’ı önümüzdeki günlerde umreye götürüyor. Ne güzel…

Murat Yalçın inşallah bir gün kendi parası ile de Hacca gider…

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsan…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reşat öztyepe 19 Mayıs 2014 / 11:57

Gocaman;yazınızı okudum.beğendim. gerçi yazılarınızı beğenmemek olmaz da.İnsan olma dan söz ediyordunuz.18 bin alemin barındğı barınabildiği insan dan söz ediyordunuz.İnsanlık insan olma keyfiyeti çok zor olan bir olgu dur.Doğru dur.İnsan anasının karnından gelirken insan olarak doğmaz.doğan bebek tir.Üç yoldan gelir geçer insan oğlu.Rahmi Mader (Ana karnı),Dünya,ve Kabir alemi.Bir insanın insan olab
ilmesinin en önemli duygu ve algısı,Bir gün Kabir’e tek başıma gireceğim. ve Alla’a (yaratana) hesap vereceğim.Babam rahmetli bana bir vasiyet öğretti.”Kork Allahtan Korkmayandan”Allahtan korkmayan aklınıza gelebilecek her şeyi yapar. Ne sendikadan ne nde soma maden sahası sahibinden tık yok.yarım yamalak bir şeyler söyledi
ler,amma söylediklerine kendileride inanmadılar.sevgi ve saygı.