AHMET METE IŞIKARA

Bu haber 27 Ocak 2013 - 0:00 'de eklendi ve 850 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Geçtiğimiz kısa süre içerisinde ne yazık ki Türkiye’yi sarsan ölümlerle yüz yüze geldik.
Hem de birbiri ardına.
Önce medya dünyasının duayenleri arasında yer alan M.Ali Birand, sanki öleceğini bilmiş gibi çoğu kesimden helallik alarak hakkın rahmetine kavuştu.
Birand toprağa verilmeden bir acı kayıpla yüz yüze geldik.
Ülkemizin en önemli iktisat Profesörlerinden Toktamış Ateş hocamız da aramızdan ayrıldı.
Türkiye bu iki önemli şahsiyetin kaybından derin üzüntüye gark olmuşken bu defa bir başka ölüm yürekleri dağladı.
Büyük küçük herkesin olduğu kader özellikle çocukların “deprem dedesi” olarak zihinlere kazınan Prof.Dr. Ahmet Mete Işıkara’ da sonsuz yolculuğuna uğurlandı.
Dedim ya Türkiye gerçekten kısa bir süre içerisinde böylesine önemli şahsiyetlerin kaybını yaşadı.
Elbette Yüce Yaradan’ın takdiridir.
Her fani bir gün mutlaka ölümü tadacaktır.
Ne var ki ölümler, çok yakınınız ise ve de şimdi olduğu gibi herkesin yakından tanıyıp takdir ettiği kişiler olunca, daha farklı halet-i ruhiye içerisinde oluyorsunuz.
***
Deprem dedemizi kaybettiğimizi öğrenince şahsen aynı duyguya kapıldım.
Zira onu çok yakından tanıma imkanı bulanlardan biriydim.
O herkesin bildiği gibi yıllar boyunca depremle yatıp kalkmıştı.
Uzun yıllar sürdürdüğü Kandilli Rasathanesi Müdürlüğü sürecinde Türkiye’yi bir uçtan diğerine dolaşarak, depremlerin ne olup olmadığı konusunda vatandaşımıza aydınlatmaya çalışmıştı.
İşte aynı amaçla Muğla’ya geldiğinde kendisine bir söyleşi teklifinde bulunmuştum.
Seve seve deyince Hamle TV’de gerçekleştirdiğim “günleri izlerken” programında birlikte olmuştuk.
1999 Marmara Depreminden sonra Türkiye, bir yerde depremle yatıp kalkıyordu.
Elbette depremi önceden kestirmek mümkün değildir diyerek söze başlayan rahmetli Ahmet Mete Işıkara;
Aslında “insanları asıl öldüren depremler değil binalardır.”
Ne demek istediği anlaşılmıştı.
Bu tür yer sarsıntılarına karşı istenen kriterleri içeren evler yapılmalıydı. Siz belirlenen ölçülerde demir ve çimento kullanmanın ötesinde, sağlam zeminler üzerinde evler inşa ettiğinizde, kayıplar daha az olur.
Yok eğer aksi bir yola girerseniz, yani yeterli çimento kullanmaz, inşaatlarda belirli kalınlıkta demir yer almazsa, felakete davetiye çıkarıyorsunuz demektir.
Bunu Marmara Depremi örneğiyle açıklamıştı.
Aynı bölgede yaptığımız incelemelerde en fazla hasar gören, kullanılan malzemelerin yetersiz olduğu yapılardı.
Bunun için demişti Işıkara, bina inşa ederken önce zemin etüdü yapılmalı. Ardından kullanılan harçlarda belirlenen ölçülerde çimento kullanılmalı. Yanı sıra ilgili ve yetkililerin belirlediği şekilde demir kullanılmalı.
>Muğla için ne diyorsunuz? dediğimde şu açıklamayı yapmıştı.
Muğla 2.derecede deprem kuşağı üzerinde bulunan bir yerleşim merkezi.
Buna karşın yaptığımız incelemelerde, vatandaşın konuya duyarlı olduğunu gördük.
>Bu ne anlama geliyor?
Muğla ve çevresinde konuşlanan yapılar, genellikle uygun zeminler üzerinde inşa edilmiş. Her ne kadar bazı yerleşim birimlerinde, inşa edilmemesi gereken yerlerde yapılaşma olsa da bu oran çok cüzi.
Açıklamasını sürdüren Işıkara;
Muğla adına sevindirici bir husus, binalar inşa edilirken, teknik elemanların belirlediği ölçülerde malzemeler kullanılmış.
Bu gerçekten insana saygının bir göstergesidir.
Rechter ölçeğine göre çok büyük depremler olmazsa Muğla halkının endişe etmesine gerek yok.
Bu açıklamalarıyla bölge halkının yüreğine su serpmişti deprem dedemiz.
Demek ki büyük sarsıntı olmadığı müddetçe halkımızın endişe etmesine gerek yoktu.
Yoktu ya bu defa onun ölümüyle sarsıldık.
Bilhassa, çocuklarımız.
Zira o yavrularımıza deprem hakkında bilgiler verirken, asla onların korkmasına fırsat vermeyen anlatımlarda bulunmuştu.
Dedim ya bu defa deprem değil ama onun ölümü bizleri sarstı.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.