Ah şu ‘donuzluklar’ olmasa…

Bu haber 19 Kasım 2009 - 0:00 'de eklendi ve 1.106 kez görüntülendi.
Hafize Nizamoğlu Acarhafize@muglahamle.com.tr

Hedeflerimiz büyüyor…
Hamle Gazetesi, birkaç ay sonra otuz dördüncü yılına ulaşacak. Temennimiz; nice yıllar okurlarımızla buluşmak.
Hamle’nin renkli bir yerel gazete olması, geçmiş dönem hedeflerimizdendi.
Gazeteniz; on bininci baskısından itibaren, Muğla’nın rengini size olduğu gibi sunuyor. Bugün ise, bölgesel bir Hamle Gazetesi hedefliyoruz. Hedeflerimiz için bizleri teşvik eden, bizlere destek olan siz değerli okurlarımıza teşekkür ediyoruz.
Vefasızlık örneği
Geleneksel hale gelen Sıtkı Koçman Günleri hayal kırıklığıyla başlamıştı. Etkinliklerin ilki, Hamle Medya Genel Yayın Koordinatörü İsmail Atasever’in “Bilinmeyen yönleri ile Sıtkı Koçman” adlı konferansıydı.
Konferansa katılım azdı. Çok azdı. Kurum ve kuruluşların asli temsilcilerinin olmayışı dışında asıl dikkatimi çeken; yaklaşık yetmiş trilyon harcayarak Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde ‘seksen beş bin metre kare kapalı alanlı bir yapılaşmayı’ sağlayan rahmetli Sıtkı Koçman’ı anma gününde, Muğla Üniversitesi öğrencilerinin ve öğreticilerinin düşük katılımı oldu. Bugün Sıtkı Koçman Vakfından burs alan üç yüz öğrenci, öğrenimine devam etmekte. Tüm bunlara rağmen ilk gün sergilenen boş vermişlik, vefasızlık örneği sahiden üzücüydü.
Hamle Medya Grubu olarak Sıtkı Koçman’ı saygıyla ve minnetle anıyoruz.
Donuzun Gribi!
Bizler de doğayı seven bir nesiliz. Tıpkı bizden önceki nesiller gibi…
İlk arkadaşımız, belki de ilk dostumuz kedimiz, köpeğimizdi. Keneden korkumuza kaçmadık onlardan hiç.
Her eve bir muhabbet kuşu belki bir kanarya girerdi  ya da bahçelerde civcivler dolanırdı. Kuş gribi oluruz diye uzaklaştırmazdık onları kendimizden hiç.
Köydeki buzağıyı okşardık korkusuzca. ‘Büyüyünce dana olacak’ derlerdi de onunla birlikte büyüyeceğimiz için mutlu olurduk. ‘Deli dana’ ne kadar gelebilirdi ki aklımıza?
Hiç!..
Müslüman alemi olarak ‘domuzu’ sevmezdik. Sevmeyiz. Muğlalılar olarak ise domuzu fazla dilimize dolandırdığımızı düşünüyorum. Hoşlanmadığımız ya da yıldığımız durumlarda domuza iyelik ekleyiveririz: donuzun içgisi!, donuzun gumarı, donuzun aklı vs…
Bugünlerde ‘donuzun gribi’ var tamlamalarımız arasında.
Gıda Doğal Olmalı!
Tarladan soframıza gelen domatesi, biberi zeytinyağı ile birlikte bandıra bandıra yerdik evlerimizde. Nerede üretilip, nereden aldığımız bizi hiç mi hiç ilgilendirmedi.
Şimdi aldığımız gıdaların doğallığını test etmeye çalışıyoruz kendimizce. İnanmaya çalışıyoruz üretene. İhtiyacımız olan besin değerinin ne kadarını karşılayabiliyoruz acaba?
Emin değilim hiç!
On beş yıldır genetiğiyle oynanmış gıda tüketiyormuşuz. ‘Buna nasıl izin verirler?’ diye sorarken, bu konunun uzmanı oldukları halde tüketiciye ses etmeyip de GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) gündeme oturduğunda; genetiğiyle oynanmış ürünleri son on beş yıldır zaten yemekte olduğumuzu söyleyenlere kızdığınız oldu mu hiç?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.