Ağzından Şeker Akıtmak!

Bu haber 23 Eylül 2014 - 0:26 'de eklendi ve 1.285 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Söyleşirim toprakla,

Çiçek diliyle, böcek diliyle

Bulutlarla söyleşirim,

Yağmur diliyle, kar diliyle”

Erdem Bayazıt

 

Söze şeker katıp tadına mı varmalı; yoksa sözü neş’e ile manalandırıp rengarenk mi yapmalı? Söze şeker katıldığı nerede görülmüş? Sözün şekeri kendinden zaten. Bazı şekerli içeceklerin üzerinde “şekersiz” ibaresi görseniz de bu sözler sizi kandırmasın. Şekeri de suni olduğundan şekersiz yazıyorlar doğal şekerlisini satmak maliyeti bakımından zarara uğratır onları. Sözü tashih ettiğimizde özünde, sözünde doğallık olduğunda, gün ışığı gibi şavkıtır içimizi. Muştular bizi. Zaten gözlerden akan ışıltı ağızlarda en güzel halini bulur. Sözün akordunu yürek çeker.

İçtenlikle gelen “cimli” konuşmalar yağ gibi akar gider ağızlardan. Zarafet, nezaket, letafet kafiyeli kâfiyeli ahenk üzre dururlar, ruhunuza gıda olurlar. Sözün de bir musikisi vardır zahiri. Gözle görülmeyen sadece ruhta hissedilen. Bunun sırrına “ağzından şeker” akıtan insanlar ermiştir. O, konuştukça ağzınız sulanır, gönlünüzde bahar gülleri açar. Gamzeler dağılır yanaklarda, hafif bir pembelik! İşte ruh ikliminde, eşyadan doğaya aksetmiş güzellikler. Doya doya yaşayın.

Rahmetli babaannem “Ağzından şeker akıt ki, gönlün hep şenlensin. Sen şenlendirdikçe gönülleri akşamın hiç olmaz.”, derdi. Sözün hası içtenlikle gelen hiç dolambaçlı yollara sapmadan rotasını bilendir. Nereye nasıl gideceğini bilir. Söyleyeni uzman dildendir. Sözler eşliğinde kulaklardan ruhlara bir neşv ü nema ile huzur senfonisine gidilir. Ziyaretlerde selâm eşliğinde şükre durur, şükürden secdeye varır, edeple pişer. Tadına doyum olmaz bir lezzetle servis edilir. Gönlün hiç akşamı olmaz, hep sabah vakti ufukta güneşin doğuşunu seyre dalarsın. Ruhun da, bedenin de genç kalır, dinç kalır. Bozkırın tezenesi Neşet Ertaş, sayısız cümlelerle anlatamadığımız bu durumu bir dörtlükte bakın, ne kadar da güzel anlatmış:

“Ben ağlarsam ağlayıp, gülersem gülen
Bütün dertlerimi anlayıp, gönlümü bilen
Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen?”

Öğrencilerimin sesleri kuş cıvıltısı gibi gelir kulağıma, sizinle cıvıl cıvıl konuşmaları, neş’eleri, canlılıkları tadına doyulmaz güzelliktedir. Şeker yemiş olursunuz bal akıtır gönlünüz. Ruhunuz yenilenir. Onlarla fırsat buldukça yaptığımız sohbetlerde ufkum genişler, neler öğrenirim onlardan neler? Şu aralar üzüldüğüm, kırıldığım anlar da oluyor. Okul çıkışı onların ardı sıra yürürken kulağıma gelen manaca eşiğin altında kalmış sözler rahatsız eder oldu beni. Yaşlarının en güzel çağında ruhları ve kişilikleri tertemiz, pırıl pırıl güzelliklerle donanmasını beklediğim evlatlarımın ağzından onlara hiç yakışmayan sözler duyuyorum. Edepden, şükürden, selâmdan nasibini almamış, rotasını kaybetmiş sözler. Hani Orhan Veli’nin o güzelim şiirinden yansıyan “küfürler, türküler, laf atmalar” mısralarında bile bir hoşluk, bir incelik vardır. Ama; haddini aşmış, sınır nedir tanımayan sözler hava kirliliği yaratıyor, nefes alamaz oluyoruz. Hele güzellikleri bile tasvir ederken çiçeklerle tanımladığımız birer zarafet abidesi kızlarımızın ağzından çıkanlar. “Ağza acı biber sürmeyi” unuttuk, gör başa neler geldi.

Halbuki birer yaratılış harikası olan insan en güzeline layıktır. Hayatımızdaki bütün çirkinlik, kötülük kaynaklarını kaldırıp atalım. Medyadır, haberdir, magazindir, internettir diye tutturup başlamayacağım. Aynı bahaneler üzerinden aynı sonuçlara varmaya gerek yok. Biz insanız irademiz elimizde. Biz insanız güçlüyüz, dirayetliyiz. Biz insanız inançlıyız, umutluyuz. İnsanız insana inanırız. Haktan alırız gücümüzü. Öyleyse her birimiz sorumluluk alıp söze şeker katmalı, dünyada varılacak acılara bile dem vurup sözle coşmalı, sözle aydınlanmalıyız. Koca Yunus sırrınca “Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal eyleye bir söz” demeliyiz.

Çocuklarımız birer çiçektir, tatlı dille yaklaşalım onlara, tatlı dilli olsunlar. Sözün manasınca tadına varsınlar. Konuşsunlar, tanış olsunlar, var olsunlar. Kopya olmasınlar, sahici olsunlar; kendileri olsunlar. Yaşlarından usansınlar, yaşlarını bilsinler. Anlatmaya başlayalım bir kere, bir yerden başlayalım. Gör ki “Mevlâ’m neyler, neylerse güzel eyler.”

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
Erdal Çil 23 Eylül 2014 / 08:39

Yüreğinin tadı kalemine vurmuş ve ucundan bal damlayan bir kalemden çıkan çok güzel düşünceler bunlar. Başta işi çocuk olan ve yetiştirmek gibi bir ulvi gayeye hizmet edecek bütün herkesin işinin bu denli zor olduğu bir dönemde yüreğimize su serpintisi türünden çok güzel bir yazı olmuş. Tebrik ediyorum.