Acıların Ülkesi Olduk

Bu haber 18 Ekim 2014 - 0:07 'de eklendi ve 539 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Her zaman olsa da özellikle son yıllarda başımıza gelen felaketler üzerine dense ki “acıların ülkesi” olduk.

Bunda kesinlikle abartı yok.

Aksi iddia edilemez.

Sadece 2014 yılında meydana gelen olaylar üzerine başkaca söylenecek söz olduğunu sanmıyorum.

Zaten rakamlar her şeyi açıklıyor.

Rakamların dili üzerinde spekülasyon yapılamayacağına göre.

Gerçekler tüm çıplaklığıyla ortada demektir.

***

Bilmem hangi alanda demeye gerek var mı?

Hangisi değil ki!

Bir tarafta trafik terörü!

Diğer yanda yangınlar,

Zehirlenmeler,

Boğulmalar.

Maden faciaları.

İş kazaları.

Ve daha akıl fikir erdirmenin güç olduğu sayısız olaylar.

Ardından gelen ölümler.

Sonrasında tarifi imkansız acılar.

Bütün bu ihmal ve kazalar sonrasında öylesine kayıplar verildi ki.

Ne yazık yetmiyormuş gibi verilmeye devam ediliyor.

Hem de her gün.

Bilhassa bayramlarda.

Bayramımız zehir oldu! serzenişleri bu yüzden.

O nedenle akıl fikir erdirmek gerçekten güç derken vurgulamak istediğim temel nokta bu idi.

***

Aslında olamazdı.

Dahası olmaması gerekirdi.

Teknik arızalar dışında, acaba diyorum!

Bir insan hayatına bu denli kast eder mi?

Ne yazık ki ediyor.

Ne zaman arabanın üzerine çıktık.

Kendimizi yolların fatihi sanıyoruz.

Oysa yollar herkesin.

Karşımızdakine saygı göstermek olmazsa olmaz koşuldur.

Tabi sözlerim herkes için değil.

Aracın üzerine çıktığında karşısındakini hiçe sayan sürücüler var ya!

Sözüm onlara.

Zira ölümlere davetiye çıkaran bu anlayışta olanlar.

Bu yüzden Türkiye, trafik kazaları itibariyle dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olduğuna şüphe yok.

Hatta birincisi dense yeri!

Bu durumda tek bir şey söyleyebiliriz.

Bunun adı düpedüz hayatı hiçe saymanın dışında karşısındakine saygısızlıktır.

***

Ya yangınlar?

İhmal ve dikkatsizlik sonrası yitirdiğimiz onca insanımız.

Ardından yaşanan acılar.

Maddi kayıplar ötesinde manevi çöküntü.

Bu kadar da olsa!

Zehirlenmelere ne demeli?

Bu yüzden kış mevsiminin gelmesinden korkar olduk.

Nasıl korkulmaz?

Soba zehirlenmesinden hayatını kaybeden insanlarımız sayısı az buz değildi.

Ve boğulmalar.

Bir yaz mevsimi dahi olsun boğulma vakalarıyla karşılaşmadığımız yıl olmadı.

Nasıl ki zehirlenmeler olmasın diyerek kış mevsiminden korkmuşsak, boğulma vakalarıyla karşılaşmayalım düşüncesiyle yaz aylarını hep tedirginlik içerisinde geçirdik.

Keşke, bütün yıl boyunca başımıza gelen felaketler bunlarla sınırlı olsaydı!

Olsaydı da onca acılarla yüz yüze gelinmesiydi.

Ama değil.

Ne yazık ki acıların en dayanılmaz olanları nice ocakları söndürünce, ülkemiz için bir gerçeğin altı çizildi.

Acıların ülkesi olduk.

Hele 301 vatandaşımızın hayatını kaybettiği Soma faciasıyla yüz yüze gelince.

Öyle bir acı ki, aradan geçen bunca süreye karşın sadece yakınlarını kaybeden aileler değil tüm Türkiye’nin yüreği dağlandı.

Nasıl dağlanmasın ki!

Bu elim olay, ülkemizi bir uçtan diğerine sarstı.

İşin daha çarpıcı yanı, ülkemiz insanını derinden yaralayan elim olayların bunlarla sınırlı kalmaması.

Gün geçmiyor ki yeni bir felaketle karşılaşmayalım.

Özellikle iş kazalarında!

Neticede, bütün bu olaylardan sonra Türkiye için tek bir şey söylenebilir.

Ne yapsak ne etsek de her birimizi kahreden olayların önünü alamıyoruz.

Üstelik biri bitmeden diğeri baş gösteriyor.

Bu yüzden “Acıların ülkesi olduk” yaklaşımı kesinlikle abartı değil.

Gerçeğin ta kendisi!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.