ACI

Bu haber 29 Kasım 2011 - 0:00 'de eklendi ve 741 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Bir gazeteci için yazı yazmak, gelişmeleri objektif bir gözle dile getirmek sanıldığı kadar kolay değildir.
Zira, zaman olur tepki çekersiniz.
Kimi zaman taltif edilirsiniz.
Ne var ki buna karşın yazmaya devam edersiniz.
Değil mi ki bir sorumluluk üstlenmişsinizdir.
Yerine getirilmesi bağlamında şartlar ne olursa olsun elinize kalemi alırsınız.
Dedim ya bugün yazmasan olmaz mı? deme gibi bir şansınız yoktur.
Ancak…
Öyle bir an gelir ki, eliniz kalem tutmaz.
Gelişen teknolojinin getirdiği bir yeniliğin sonucu olarak, bilgisayar tuşlarına basamazsınız.
Eğer siz, çok sevdiğiniz ve de saygı duyduğunuz birisi bu dünyadan göçüp gitmişse, elleriniz titrer.
Dahası, boğazınız düğümlenir.
Ne denli kendinizi zorlasanız da gözlerinizden akan yaşlara engel olamazsınız.
Dedim ya, bu durumda yazı yazmak, hele çok sevdiğiniz birisi Yüce Yaratan’ın emrine vaki olmuşsa, zordur.
Buna karşın o an, sürdürdüğünüz görevin size yüklediği sorumluluk daha ağır basar.
Bir gazeteci, “şartlar ne olursa olsun gerektiğinde bağrına taş basmalı” prensibi galebe çalar.
İşte bu yüzden, üstlendiğim sorumluluğunun yerine getirilmesi için zorda olsa bir şeyler yazmak istedim.
Aslında bir değil çok şeylere layıktı kaybettiğimiz bir müstesna insan.
O mümtaz insan, çok küçük yaşta anne ve babasını kaybetmesine karşın hayata küsmez.
Küsemezdi, bir küçük kardeşi vardı.
Onun kendisine emanet edildiğinin bilincindeydi.
Ona hem ağabeylik hem de babalık etmeliyim diyerek, kendisi de küçük yaşta olmasına karşın, haytanı zorluklarına göğüs germeğe çalışır.
Gerer de.
Bugün, yıllar sonra kendisini yalnız bırakıp ebedi istirahatgahına göç eyleyen ağabeyinin ardından kız kardeşi;
“O benim sadece ağabeyim değil babamdı” demekten kendini alamaz.
Ve aradan yıllar geçer.
Önce 3 senenin üzerinde askerlik görevinin yerine getirilmesi.
Ardından, birçok şirkette, bugün muhasebe olarak bildiğimiz hesap işlerini tutar.
İşte onu farklı kılan, bir yerde müstesna paye kazandıran erdemliliğidir.
Yakın dostları ve çalıştığı iş yeri sahiplerinin ağzından, “onun kadar dürüst ve adil insan azdır” sözlerini duymuş olmak, bir evladı için daha büyük miras olamazdı.
Bu görüşleri teyit eden bir başka gelişmeyi bizzat kendim tanık olmuştum.
SGK tarafından maaş farkından doğan bir meblağın ödenmesi kararı çıktığında, o farkı almak istemedi.
Aynı kurumun Müdür Yardımcısı Fehmi Delibaş, bu para amcanın en tabii hakkı. Bu devirde böyle bir insan az bulunur demesine karşın, zor kabul ettirmiştik.
***
Acaba, bu para helal mi? diyecek kadar halis bir düşüncenin sahibi adil bir insandı o.
Ve sonra asude geçen yıllar.
Artık, hayatın yükünü daha fazla çekememiş olmalı ki, bir sene öncesinde, o çok sevdiği sabah yürüyüşüne çıkamaz.
Gazete ve ekmeğini alamaz olmuştu.
Ah der ayaklarımda biraz can olsa.
İşte, tüm olumsuz koşullara karşın, üstlendiği sorumluluğu yerine getirmek adına yaşamı boyunca dürüstlük ve adaletten ayrılmayan bir Allah’ın sevgili kuluydu Mehmet Sayitoğlu.
Ve o benim babamdı.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.