ABİDE BİR HANIMEFENDİ “BERRİN MENDERES” (I)

Bu haber 13 Kasım 2013 - 23:09 'de eklendi ve 1.688 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

 

 

Cumhuriyet tarihinde “kara bir dönem” olarak yerini alan 60’lı yıllar.

Aradan yarım asrın üzerinde bir süre geçmesine karşın, en büyük ayıbımız olarak yer eden bir ihtilalin yarattığı dram içerisinde bir hanımefendi vardır.

Kocası başvekildi.

Ne var ki, tarihte emsali görülmemiş bir haksızlığın mağduru başvekil ve arkadaşlarının belirgin akıbetine karşın o, Adnan Menderes’in çileli eşi Berrin Menderes, tahammülü zor acıları kalbine gömmüş olarak abidevi bir sabırla evindedir.

Bir gün kapı çalınır.

Hizmetçi, efendim, Adapazarı’ndan bir beyefendi sizi ziyaret etmek istiyor. Kabul buyurur musunuz?

Hanımefendinin merakı daha da artar.

Adapazarlı birinin kendisiyle ne alakası olabilirdi?

Önce kabul etmek istemez. Zira belirli birkaç dostları dışında kimseyle görüşmüyordu.

Buna neden, her karşılaştığı kişinin Menderes’ten bahsetmesiydi. Bu da sürekli olarak acılarını tazeliyordu.

Yine de kapısına kadar gelmiş bir ziyaretçiyi, kederli gününde bile olsa geri çevirmek, Berrin hanımın nezaket anlayışına aykırıydı.

Lütfen içeri alınız der.

Ve o kişi, Adnan Menderes’in başvekilliği ve de İngiltere’ye giderken geçirdiği uçak kazası sonrasında milyonlar sokaklara dökülmüşken, ne yazık ki Menderes idam edileceği zaman azınlıkta olsa da bir grup protesto yürüyüşü yapamamıştı.

İşte o gün gelen ziyaretçi de sessiz milyonlar arasından biriydi.

İçin için kavrulmuş ama çaresiz.

Berrin hanımın ricası ile karşısındaki koltuğa oturan misafire gerekli ikramlar yapılıp, hal hatır sorulduktan sonra, hanımefendi sorar.

Buyurunuz efendim, sebebi ziyaretiniz?

Efendim der misafir. Ben Adapazarı’nda kuyumcuyum. Dün hayatımın asla unutamayacağı bir alışveriş yaptım.

Berrin menderes, merak ettim karşılığını verirken misafir devam eder.

Efendim, dün sabah birileri bana bir nişan yüzüğü getirdi. Yüzüğü evirip çevirirken bir de baktım ki, iç kısmında “Adnan Menderes” yazılı.

Her halde dedim bunu Menderes’lerin evinden çalmışlar. Hemen istedikleri parayı verdim ve bu eşsiz hatırayı yeniden size takdim için getirdim. Buyurunuz.

Berrin hanım, kendisine getirilen yüzüğü ilk anda kabul etmek istemedi.

Zira o günkü değeri üç-beş yüz liraydı. Ama bu para Berrin hanımda yoktu.

Fakat kuyumcu, onu satmak için değil, ilk sahibine hediye etmek için getirmişti.

O sırada kuyumcu, hanımefendinin yüzüne bakar. Vakarla karşısında oturan bu güngörmüş çınar kadın, elindeki kar gibi beyaz mendille gözyaşlarını siliyordu.

“Hayır evladım” der. Yüzük çalınmamıştı. Beyefendinin bu kıymetli hatırasını hiç çıkarmadım ki çalınsın.”

Misafir şaşırır. Parmaktan çıkmayan bu yüzük nasıl olur da Adapazarı’na kadar gelir ve kendisini bulurdu?

Evet nasıl?

Bir vatandaşın onca yolu katederek Adnan Menderes’in yüzüğünü tekrar Berrin Menderes’e getirmesi, bugün aradan bunca zaman geçtikten sonra, merhum Başbakan’ın ruh dünyasını derinlemesine tanımamıza vesile oluyor.

***

1950-1960 dönemine damgasını vuran DP’nin kurduğu hükümetin başvekilliğini yapan Adnan Menderes, vatan hizmetinde olduğu kadar, her vatandaşına son derece duyarlı olduğunu gösteren bir başka olay, en güzel şekilde açıklıyor.

Menderes’in en büyük özelliği, yurt içi ve yurt dışı gezilerine verdiği önemdir.

1952 senesinde Paris’tedir. Resmi görüşmeler bittikten sonra Türk Büyükelçisine sorar.

Sefir beyefendi. Fransa’da Osmanlı Hanedanlığından kaç kadın vardır ve bunlar ne yapmaktadırlar?

Büyükelçi, “bilmiyorum başvekil hazretleri” cevabını verince Adnan Menderes asabileşir.

Bu malumatı yirmi dört saat içinde istiyorum. Aksi halde sizi vazifeden almak mecburiyetinde kalabilirim.

Türk Büyükelçiliği, Fransız istihbaratının da yardımıyla ertesi gün listeyi hazırlar ve Başbakan’a arz eder.

Başbakan, Hanedan’ın kadın azalarından kimlerin Fransa’da yaşadığına ve ne iş yaptıklarına dair yazıyı acı bir yüz ifadesiyle okur.

Adnan menderes, Türkiye’ye döndüğünde Çankaya’ya gider ve kâğıdı Reisicumhur Celal Bayar’ın masasına bırakır.

Efendim der. Şu oldu, bu oldu. Fakat neticede bu memleketi Türklerin hakanı, Müslümanların Halifesi ve teb’asının Padişahı sıfatı ile 624 sene idare etmiş bir ailenin kadın mensuplarının çoğunluğu, Fransız ordusunda bulaşıkçılık yapmaktadır.

Bu hepimiz için yüz karasıdır. Hiç değilse Hanedanın kadın azalarını yurda kabul edelim. Kendilerine bakmamız insanlığımız icabıdır. Bunu çok görürsek, bizim ordumuzda bulaşıkçılık yapsınlar.

Bayar, “Hayır” der. Müsaade edemem.

Bunun üzerine, başbakan derhal bir kağıt alarak bir şeyler yazar ve Cumhurbaşkanının masasındaki diğer kağıtların yanına bırakır.

Müsaadenizle efendim der ve süratle odadan ayrılır.

Celal Bayar, önündeki kağıda bir bakar ki, Menderes istifa dilekçesini vermiştir.

Bayar, şok geçirir.

Araya, çok sayıda bakan ve milletvekili girince, Menderes bir şartla kabul eder.

Zira, Osmanoğulları’nın kadın mensupları çıkartılan bir kanunla, Türkiye’ye kabul edilmişlerdir.

Halkın iradesiyle hizmete talip olan birisinin, şartlar ne olursa olsun vatandaşına nasıl sahiplendiğinin bundan daha yerinde göstergesi olamazdı.

(Devamı Var)

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.