27 MAYIS VAHŞETİ

Bu haber 03 Haziran 2010 - 0:00 'de eklendi ve 1.159 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Misafir Yazar

Yavuz Bülent Bakiler

 

27 MAYIS VAHŞETİ

1960 yılının 27 Mayısında doğanlar veya o tarihte 8-10 yaşlarında
olanlar, 27 Mayıs vahşeti hakkında hiçbir şey bilmiyorlar demektir. Geçen yıl,
bu aylarda, Büyükada’ya gidiyordum. Güvertede oturmuştum. Etrafımda, üniversite
öğrencilerinden ibaret 15-20 kişilik bir grup vardı. Vapur, Yassıada uzaklarından
geçerken, içlerinden biri ayağa kalkarak sordu:

-”Arkadaşlar şu Yassıada, çok meşhur bir adadır! 1960 yılında
orada çok meşhur bir olay oldu. O olayı bileniniz var mı?” Gençler, derin bir
sessizlik içine gömüldüler. İçlerinden biri bağırdı:

-Ben biliyorum! Dedi. Üzüm festivali yapıldı orada.

Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Aklımdan: “Hâfıza-i beşer
nisyan ile maluldür!“ hükmü geçti.

1960 yılının 27 Mayısında, Ankara’da bir hükûmet darbesi yapıldı.
Bazıları ona ihtilâl diyorlar. Yanlıştır. Çünkü ihtilâlleri bütünüyle halk
yapar. Mesela 1789 Fransa İhtilâlini, krala karşı, bütün Fransız milleti yaptı.
1917 Rus İhtilâli de öyledir. Ankara’da ise, 27 Mayıs 1960 tarihinde, âdi bir
hükümet darbesi oldu. Darbe yapıldığında ben, Ankara Hukuk Fakültesinin son
sınıfında idim. Kızılay’da ve fakültelerde, Demokrat Parti iktidarına karşı
yapılan talebe nümayişlerinin seyircileri arasındaydım. Sonra, 1961-1963
yılları arasında, yedek subaylığımı Çankaya’da, Cumhurbaşkanlığı Muhafız
Alayında yaptım. 27 Mayıs darbesinin başına getirilen, sonra da silah zoruyla
Cumhurbaşkanı seçtirilen Cemal Gürsel‘i yakından tanımak, dinlemek
bedbahtlığına uğradım.

27 Mayıs darbesini yapan subaylardan 38’i, Millî Birlik Komitesi
olarak ilân edilmişti. Bu subayların çoğu, “İktidarı CHP’ye devredip ayrılalım;
yeniden orduya dönelim!“ diyorlardı.

“Biz bu darbeyi CHP için yapmadık. Bir süre işbaşında kalalım.
Yapılması gereken işleri yaptıktan sonra seçime gidelim!” diyenler de vardı.
MBK içinde, CHP zihniyetli olanlar, karşı grupta kalanları tasfiye ettiler.
Komiteden koparılanlara 14’ler dediler. Ben o 14’lerin bir kısmını da zamanla
çok yakından tanıma fırsatı buldum.

27 Mayıs darbesi için o zaman da şimdi de samimi kanaatim şudur:
27 Mayıs darbesini, CHP ve Türkiyeli komünistler, ordumuzdaki CHP zihniyetli
subayları tahrik ederek yaptırdılar.

CHP, 1950 yılına kadar şöyle düşünüyordu: “Bu vatanı biz
kurtardık. Bu Cumhuriyeti biz kurduk. Bu devleti, ancak biz idare edebiliriz.
CHP’li olmayanlar vatan hainidirler.“

Türkiyeli komünistler de, komünizmi yaymak için kurulan Köy
Enstitüleri, DP devrinde öğretmen okulları haline getirildikleri için Menderes
hükümetlerine kanlı-bıçaklı düşman idiler.

1950-1957 yılları arasında yapılan 3 seçimde, CHP büyük
hezimetlere uğramıştı. Halk, CHP’ye oy vermiyordu. CHP de iktidara gelmek için
şöyle bir formül bulmuştu: CHP+Gençlik Kolları+Ordu=İktidar. Bu bakımdan CHP,
ordu içindeki CHP zihniyetli subayları DP iktidarına karşı kışkırtmak için,
dünyanın en rezil yalanlarına başvuruyordu. 27 Mayıs, o rezil yalanlar yüzünden
oldu ve tam bir vahşet idaresi haline geldi. Bir vahşet idaresi kuranlar,
devlete, millete, vatana hizmet ettiklerini sanıyorlardı. Mesela: CHP’li
fısıltı gazeteleri iddia ediyorlardı ki DP iktidarı Kars’ı ve Ardahan’ı Ruslara
satmak üzeredirler. DP iktidarı, kendisine karşı olan üniversite gençlerini
tutup öldürmekte, Et-Balık Kurumunda onları tavuk yemi haline getirmektedirler.
Dışişleri Bakanı Zorlu, Türkiye’nin her anlaşmasından %10 komisyon almakta,
Avrupa’da, sacı altından olan arabasıyla yaşamaktadır. Bu ve benzeri yalanlar,
27 Mayısla birlikte bir vahşet idaresi doğurdu.

Türkeş ve arkadaşları (14’ler) CHP’li olmadıkları için Millî
Birlik Komitesinden koparılmışlar, yurt dışına sürülmüşlerdi. Türkeş,
Hindistan’dan Ankara’ya dönünce, Gaziosmanpaşa’daki evine, Metal-İş Federasyonu
Genel Başkanı Kaya Özdemiroğlu ile birlikte ziyaretine gitmiştik. Türkeş,
sohbet esnasında demişti ki:

“27 Mayıs sabahı Ankara Radyosundan, MBK’nın ilk bildirisini
okuduktan hemen sonra, Et-Balık Kurumuna gittim. Bütün depoları açtırarak,
üniversite talebelerinin cesetlerini aradım. Ama bir tek ceset bile bulamadım.
Sonra Konya yolu asfaltı altındaki aramalarımız da boş çıktı. Çok şaşırdım.
Çünkü bize ısrarla denilmişti ki DP iktidarı, üniversiteli talebeleri öldürüp
hayvan yemi hâline getiriyor. Bazılarını da Konya asfaltı altına gömdürüyor. Bu
iddiaların tamamen yalan olduğu ortaya çıktı. Sonra, Cumhurbaşkanı Celâl
Bayar’ın bankalarda 103 milyon lirası olduğu ihbar edilmişti. Bayar’ın bütün
banka hesaplarına derhal el koyduk. Bayar’ın hiçbir bankada hesabı yoktu. İş
Bankasındaki özel kasasını açtırdık. Gördük ki orada, bir tek Cumhuriyet altını
ile, genç yaşta ölen oğluna ait bir tutam saç var. Başka bir şey yok. O zaman
anladım ki biz, CHP’nin ve komünistlerin yalanlarına inanarak, oyunlarına
gelerek yola çıkmışız!..”

27 Mayıs darbesi, bana göre, Genç Osman’ın katledilmesi gibi,
baştan sona yalanla-dolanla-utançla yüklü vahşiyane bir harekettir. Çünkü:

Halkın oylarıyla iktidar olan bir partiyi, silah zoruyla devirmek
ve halkın istemediği bir partiyi baskıyla, silah zoruyla iktidar yapmak
vahşettir.

Eskişehir Örfi İdare Kumandanının “DP Bakanları ve Başbakan, on üç
uçak dolusu altınla yurt dışına kaçarken yakalandılar” şeklindeki palavrası,
resmen yayınlandığı için darbenin vahşetidir.

İçişleri Bakanımız Namık Gedik’in, Harp Okulunda yapılan zulümler
zinciri dolayısıyla intihar etmesi, darbe vahşetinin sonucudur.

Vatanımıza, milletimize on yıl, büyük hizmetlerde bulunan Başbakan
Adnan Menderes’in Yassıadada, çok basit sebeplerle zaman zaman tekme-tokat
dövülmesi, sövülmesi vahşettir.

Nazlı Ilıcak’ın 2 cilt halinde yayınlanan 27 Mayıs Yargılanıyor
isimli çok önemli kitabını lütfen okuyunuz. Göreceksiniz ki Başbakan Adnan
Menderes, bir gün eski valilerimizden (ve bakanlarımızdan) Turhan Kapanlı’yla
selâmlaştığı ve ayaküstü “Nasılsınız Vali Beyefendi?” diye sorduğu için
tekme-tokat dövülmüş ve ancak çok vahşi insanların yapacakları galiz küfürlerle
hakarete uğramıştır.

Bir başka gün de Menderes, nöbetçi subaya “Acaba benim avukatım
gelmedi mi?” diye sorduğu için dövülmüştür. Menderes’in, Yassıada’da tutuklu
kaldığı aylar içerisinde, hiç kimse ile tek kelime konuşturulmaması vahşettir.

Menderes’in tamamen özel hayatıyla ilgili bir mes’elenin Yassıada
mahkemelerinde aylarca görüşülmesi idarenin bir başka vahşetiydi.

Yassıada Mahkemeleri, bazen ıslıklarla, bazen alkışlarla mahkeme
salonu olmaktan çıkıyor, Dümbüllü İsmail’in tuluat tiyatrolarına benziyordu.
Adalet yerini vahşete bırakıyordu.

Milyonlarca DP’li vatandaşa darbeciler ve darbecilerin
yardakçıları tarafından: Kuyruklar, düşükler, sâbıklar, sâkıtlar diye hitap
edilmesi, 2. sınıf vatandaş muamelesi yapılması vahşettir.

Siyasî idamlar vahşetti. Güpegündüz asılan Menderes’in ipe
götürülmeden az önce, zorla basur muayenesinden geçirilmesi vahşetti.

Tarihin tekerrür etmemesi için, 27 Mayıs vahşetinin bütün Harp
Okullarımızda okutulması, unutturulmaması lâzımdır.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.