1999 Depremi

Bu haber 18 Ağustos 2015 - 19:06 'de eklendi ve 919 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

17 Ağustos 1999.

Her halde bu tarihin Türkiye için neler ifade ettiği yadsınamaz.

Öyle bir tarih ki, değil aradan geçen 16 yıl, çok daha uzun seneler geçse de kolayına unutulacağını sanmıyorum.

Sonra, nasıl unutulur?

Ve de unutursunuz!

Aynı tarihte meydana gelen Marmara Bölgesi ağırlıklı depremde, resmi rakamlara göre 30 binin üzerinde vatandaşımızı kaybettik.

Gayri resmi açıklamalar ise bu rakamın çok üzerinde vatandaşımızın deprem kurbanı olduğunu göstermişti.

İşte bu yüzden her 17 Ağustos geldiğinde, her kim olursa olsun irkilir.

Zira o gün yaşanan ve de ekranlara yansıyan görüntüler, bir kez daha gözümüzde canlanır.

Devletin dahi çaresiz kaldığı anlar galebe çalar.

Ardından, ülkemizin bir ucundan diğerine yardım edebilmek için yollara düşen insanımızın çabaları.

Ne var ki elden gelen pek fazla bir şey yoktur.

Bir anda bütünüyle Marmara Bölgesi’ni kapsayan sarsıntı, Karadeniz, İç Anadolu ve Ege Bölgesi’nin aynı bölge ile sınır yerleşim alanlarını da etkisi altına almıştır.

Sonrası malûm.

Bu sayıda insanımız, ne yazık ki depremin kurbanı olmuşlardı.

***

Aslında o günleri hatırlayanların gözleri önünde gitmeyen, aradan geçen süreye karşın etkisinden kurtulamadıkları öylesine çok gelişmeler olmuştu ki.

En önemlisi, insanımızın gösterdiği duyarlılık..

Bir asır öncesinde yaşanan Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi ülkemizin bir ucundan diğerine uzanan yardım eli.

Hem de öyle bir yardımlaşma ki, dünyada bir eşinin daha olduğunu sanmıyorum.

Zaten, ülkemizin dört bir köşesinden uzanan yardım eli, her şeyi açıklıyor.

Bu öyle bir yardımlaşma ki, takdir etmemek, insanımızla gurur duymamak mümkün değildi.

Nasıl gururlanmazsınız!

İnsanımız, Marmara Bölgesi’ne ulaşabilmek için çırpınıyordu.

Onların tek amacı vardı.

Biran önce bir nebze olsun yaraya merhem olabilmek.

Acıları paylaşmak.

Paylaşıldı da.

***

Aynı bölge adına ilk anda gösterilen olağanüstü ilgi ve yardımlaşmadan sonra bu kez bir başka destek kendini gösterdi.

O yılı hatırlayanlar anımsayacaklardır.

Pek çok il, devletin öngördüğü yerde sosyal konutlar yapabilme yarışına girdiler.

Hem de tez elden.

Amaç, yaklaşan kış şartlarından zaten mağdur olan bölge insanının daha da zor durumlarda kalmaması içindi.

Böylesine acı ve gözyaşının karıştığı süreçte, elbette Muğla olarak kayıtsız kalınamazdı.

O günün koşulları içerisinde Muğla Valiliği, yaklaşık 100 civarında prefabrik evin yapımı için seferber olmuştu.

Başarıldı da.

Bölgede, kısa bir süre sonrasında aynı evlerin konuşlandığı Muğla Mahallesi oluşturuldu.

Ve Muğla ile birlikte diğer illerin yaklaşımlarıyla oluşan yeni mahalleler.

***

Düşündüğünüzde, vatandaşımızın her yönden yardım elini uzatması, gerçekten takdire şayandı.

Demek ki, her şeye karşın bizi biz yapan değerleri kaybetmemiştik.

Türk insanını farklı kılan haslet de buydu.

Ve aynı süreçte insanımız, tüm dünyaya bir mesaj vermişti.

Bizler, kendi içimizde bir takım sorunlar yaşayabiliriz.

Zaman zaman karşı karşıya da gelebiliriz.

Ama ne zaman insanımız güç durulara düştü.
Bir yerde mağdur oldu.

Onların yardımına koşmak, en büyük şiarımızdır.

Evet o süreçte insanımız, bizim insanımız, böylesine takdire şayan bir yaklaşım sergilemişti.

***

Şimdi…

Madalyonun bir diğer yüzü daha var.

Buraya kadar her şey güzel..

Aynı elim olay üzerine gösterdiğimiz dayanışmanın ölçüsü olamaz.

Peki, ders alabildik mi?

Her ne kadar bu tür doğal afetlerin önünü geçmek mümkün olmasa da, yine de tedbir diyerek olması gerektiği şekilde hareket ettik mi?

“Deprem risk taşıyan bölgelerde iskan merkezleri oluşturulmamalı” çağrısına tümüyle kulak asıldı mı?

Kısaca, tarihin en büyük felaketleri arasında yerini alan 1999 Marmara Bölgesi ağırlıklı deprem, bizlere ders verdimi?

Tam olarak dersimizi ezberlediğimizi sanmıyorum!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.