12 Eylül sürüyor…

Bu haber 14 Eylül 2013 - 0:00 'de eklendi ve 1.402 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Önceki gün 12 Eylül Askeri Darbesi’nin 33. yıldönümü idi… Aradan geçen yıllarda ne değişti?

Darbeciler cezalandırılamadı… 33 yıldır 12 Eylül Anayasası ile yönetiliyoruz. Bir tek polis değişti… O yılarda polise “furuko” denirdi. Bunun nedeni başlarındaki beyaz miğferlerdi. Bir de ellerinde cop vardı. O kadar… Bu gün “robokoplar” var; Toma destekli, gaz maskeli, eli coplu, plastik mermili, biber gazlı…

Bu gün toplumsal olaylarda yine binlerce gözaltı yaşanırken insanlar polis tarafından acımasızca dövülüp, öldürülüyor. Kör ediliyor, sakat bırakılıyor.

Yine de 12 Eylül Askeri Darbesi’ne kadar polis, “göstericileri korumak” için varlık gösterirdi. Bu gün polis bir başka hale getirildi…

Yazdığım yazı nedeniyle “Kenan Evren’e hakaretten” bundan 29 yıl önce hapisteydim. Bu gün yazılarımı “hakaret etme endişesi” ile yazıyorum…

Ne değişti?

xx       xx        xx

Esma, ölüme karşı dimdik yürümenin, zalime boyun eğmemenin ve İmanın zirvedeki azametini, izzet, heybet ve vakarını göstermenin adı oldu.

İhvan liderinin kızı Esma‘nın ölümüne ve özellikle babasının Esma için yazdığı mektuba hemen herkes ağladı.

Ahmet Atakan’ın Antakya’dan ölüm haberi gelince Esma’yı anımsadım. Korkmazgil’in şiirini anımsadım… Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil, bir şiirinde “Beni vurmak kurtuluş mu?” demişti.

xx        xx        xx

22 yaşındaki Ahmet Atakan’ın ölüm haberi ile sadece Esma’yı değil, 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz’ı, 20 yaşındaki Mehmet Ayvalıtaş’ı, 22 yaşındaki Abdullah Cömert’i, 26 yaşındaki Ethem Sarısülük’ü de anımsadım.

Onlardan biri içimizden birinin oğlu olabilirdi!

Elbette şehit Komiser Mustafa Sarı’yı da anımsadım. O da daha 27 yaşında idi. Eşi 4 aylık hamile…

Eşi Eda Sarı 4-5 ay sonra bebeğini dünyaya getirecek. O bebek büyüyecek, arkadaşlarının babalarını görünce babasını soracak. Eda Sarı ne yanıt verecek?

Akıl tutulması mı yaşıyoruz ne…

xx        xx        xx

Komiser Sarı için “şehit” dememe takılanlar olacaktır. O bir şehit, çünkü görevi başında öldü… Esma’da şehit. İnsanlık için hayırlı olduğuna inandığı bir amaç için öldü…

Peki Ahmet Atakan, Ali İsmail Korkmaz, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük?.. Onlar ne?… Onlarda şehit olmalı…

Bu sözlerime kızanlar, itiraz edenler olacaktır, ama İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık şehitlik ile ilgili ne diyor bakın:

* Şehit olmak için illa Müslüman olması gerekmez. Evrensel değerler (hak, emek, adalet, eşitlik, barış, zalime isyan) için ölen herkes şehittir. * Allah yolunda ölmek hak, emek, adalet, eşitlik, sevgi, merhamet, barış, kardeşlik için zalime, zorbaya, sömürüye isyan için ölmek demektir.

xx        xx        xx

Acılı eş Eda Sarı elbette hala eşine ağlıyordur. Ahmet Atakan’ın acısı çok taze… Ailesi kendini paralıyor. Korkmaz’ın, Ayvalıtaş’ın, Cömert’in, Sarısülük’ün acısı bayatladı mı? Her birinin acısı ötekinin acısına karışıyor. Acılı aileler ağlamaya devam ediyorlar…

Katilleri ortada yok. Bulunsa acılı ailelerin acıları diner mi? Bu ülkede gözyaşı ne zaman dinecek?

Yine Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’in bir şiirinde “Acıyı bal eyledik” dediği gibi acı bal eğlenir mi? “Neden ölüyoruz?” sorusunun Esma’nın babasının mektubunda olduğu gibi kendince bir açıklaması var… Peki ya “Neden öldürüyoruz?”… Neden öldürüyorsunuz!!!

Son eylemlerle ilgili video görüntülerinden birinde gözaltına alınan Ezgi Özen’e uygulanan polis şiddeti görülüyor. Görüntülerde Özen’in kolunu büken ve ne direniyorsun diyen polislere başka bir polisin “Direnirse kolu kırılır bu kadar basit” dediği bölüm dikkat çekiyor.

Bu kadar basit mi?

xx        xx        xx

Ne tesadüf… Gezi Parkı olaylarında yitirdiklerimiz; Ahmet, Ali İsmail, Mehmet, Abdullah, Ethem… Hepsi de Alevi imiş…

Neden? Fişlenmiş takip mi ediliyorlardı? Mezhep çatışması mı yaratılmak isteniyor?!!

Akıl tutulması bu olsa gerek…  Peki, sıra kimde? Kimin, kimlerin yuvasına evlat acısı düşecek? Elvan ailesine mi?

14 yaşındaki Berkin Elvan haftalar önce Gezi Parkı olaylarında yakın mesafeden atılan gaz kapsülü ile başından yaralandı. Haftalardır uyutuluyor. Onu uykuya yatıranlar da bulunmadı!

Ya O da ölürse? Aman… Aman ölme çocuk…

xx        xx        xx

Berkin için “14 yaşında değil, 16 yaşında” diyenler var. Ne fark eder? Ha 14, ha 16… 26 olsa fark eder mi?(!) Kimileri “14 yaşındaki çocuğun dışarıda işi neymiş?” diyorlar…

Ahmet Atakan için, “Polisin sıktığı gazın kapsülünün başına gelmesi ile değil, çıktığı çatıdan düşerek ölmüş” diyenler çıkıyor.

Sahi bu bahaneler, sorgulamalar ve hatta suçlamalar birilerini rahatlatıyor mudur? Vicdanı rahatlatmak için herkes elinden geleni yapabilir tabi. Ama ya ellerdeki kan?.. O kanı silmenin imkanı var mı?

İyi” ile “kötü”nün savaşında iyi kim, kötü kim? Bu eğer  savaş ise neyin, kimin savaşı?

Yine Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şiiri… Şair, o şiirin sonunda da, “Dostum, dostum güzel dostum / Bu ne beter çizgidir bu / Bu ne çıldırtan denge / Yaprak döker bir yanımız / Bir yanımız bahar bahçe / Öyle bir yerdeyim ki bir yanım çığlık çığlığa / Öyle bir yerdeyim ki / Anam gider Allah, Allah dölüm düşmüş sokağa.” demiş…

Sahi, Ahmet Atakan çatıdan düşüp öldü ise, kendi kendini oradan atmayacağına göre, itilmiş olamaz mı?!

Yapmayın, sakın “Arkadaşları atmıştır” demeyin… Ne olur biraz insanlık…

xx        xx        xx

Yeni bir haber:

Diyarbakır’da, ana dilde eğitim için yapılmak istenen yürüyüş sırasında, ellerinde megafon bulunan yüzü maskeli çocuklar, önlerini kesen polise, ‘Devlet önümüzden çekilin, son uyarımızdır, müdahale edeceğiz.’ diye bağırıyor.

Polis ne mi yapıyor? Polis tomaları, biber gazları, plastik mermileri ile maskeli çocuklara saldırmıyor. Sabrediyor…

Eski bir haber:

Hatay’ın Antakya ilçesinde dün gece ODTÜ protestolarına destek vermek ve ‘Gezi Parkı’ eylemlerinde vurularak hayatını kaybeden Abdullah Cömert’in faillerinin bulunması için gösteri düzenlendi. Gösteriye polis oldukça sert bir şekilde müdahale etti. Eyleme katılan Ahmet Atakan polisin attığı gaz kapsülü sonucu yaşamını yitirdi.

Sakın yanlış anlaşılmasın. Ben “Polis Hatay’da yaptığını, Diyarbakır’da da yapsın” demek istemiyorum. Ama “Diyarbakır’da gösterilen sabır ve anlayış, Hatay’da, Ankara’da, Gezi’de neden gösterilmiyor” onu merak ediyorum…

xx        xx        xx

Biz de geçtik bu yollardan. Korsan mitingler yapardık. Polis o zamanda sertti. Tabancası dışında sahip olduğu tek silahı olan Copu ile dağıtırdı bizleri. Elbette bizim kuşakta ölürdü, ama genellikle gözaltılar da…

Bu günkü kuşak sokak ortasında öldürülüyor! Ne oldu da bu gün polise cop yetmiyor? Nereden çıktı bu biber gazı?

Elbette “Sokak ortasında değil, gözaltında öldürün” de demiyorum. (!) Öldürmenin hiçbir insani şekli olamaz. Dövmenin de insani şekli yok!

Artık hayvanı bile dövmenin ‘suç’ olduğu günümüzde; insanı dövmenin insanlıktan çıkış olmaktan başka bir anlamı var mı? İnsanlığımızdan çıktık mı?

E, tahrik ediyorlar

Kim tahrik ediyor? Bu tarafa sorarsan polis, öteki tarafa sorarsan gençler.

Gençlerle polisi birbirlerini tahrik etmekle baş başa bırakmak yerine, gençlerin sokağa çıkmalarının nedenlerini ortadan kaldırmak çok mu zor?

Gezi Parkı’nı anlamak, Gezi Parkı’nı bahane etmekten daha mı zor?

 

 

 

 

 

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.