1 Mayıs, 6 Mayıs

Bu haber 06 Mayıs 2015 - 0:00 'de eklendi ve 1.345 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Özcan Özgür

Kaç gündür niyetim Muğla’da 1 Mayıs kutlamalarından izlenimlerimi paylaşmak…

Yazı da laf lafı açar mı? Açıyor… O yüzden kaç gündür yazılarım başladığı gibi bitmiyor. Bazen alıp başını gidiyor. Orhan Veli’nin şiirinde olduğu gibi:

Gün olur, alır başımı giderim,

Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda. …

Dünkü yazımı “Nereden nereye geldik. 1 Mayıs notlarını sonra ele alırız.” diye noktalamıştım, ama bu gün 6 Mayıs

Denizlerin karalarla buluştuğu gün

Sabahattin Ali’nin dediği gibi;

mayıs ayların gülüdür / taze bir çiçek dalıdır / içerim ateş doludur / mayıs’ ta gönlüm delidir.!

xx        xx        xx

Ben pek belirlenmiş, ilan edilmiş günlerde yazmam. 6 Mayıslarda da yazmadan edemem. Denizlerle karaların buluştuğu gün… Denizlerin toprağa karıştığı gün…

Can Yücel’in söylediği gibi:

En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de Devrim,

O, onun en güzel yüz metresini koştu

En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak…

En hızlısıydı hepimizin,

En önce göğüsledi ipi…

Acıyorsam sana anam avradım olsun,

Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!

xx        xx        xx

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edileli tam 41 yıl (6 Mayıs 1972) oldu.

Deniz idama 20 dakika kalmışken yazdırttığı mektupta, “Kardeşime kitaplarımı verin o bilim adamı olsun” diyor. “Baba beni anlamaya çalış” diyor.

En küçük kardeş Hamdi, ağabeyi Deniz’in vasiyetini yerine getirmeyi çok istiyor, ama soyadı peşini bırakmıyor… Bilim adamı olma yolunda “Yeminli Mali Müşavir” olabiliyor. Ağabeyinden 5 yaş küçük olan Hamdi Gezmiş bir röportajında, “Ağabeyim vasiyeti ile benim ardından gitmemi istememiş olabilir. Belki de vasiyeti bana değil, benim üzerimden bütün gençlere idi.” diyor.

xx        xx        xx

Can Yücel’in dediği gibi O, “En hızlısıydı hepimizin”…

En vatanseverimiz, en namuslumuz… Ve en cesurumuz…

Deniz Gezmiş’in kardeşi Hamdi’ye olan vasiyetini umarım bu ülkenin namuslu, vatansever, cesur gençleri yerine getirir…

xx        xx        xx

6 Mayıs sadece Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın toprağa karıştıkları; Denizlerle karaların kavuştuğu bir yıl dönümü değildir…

6 Mayıs Hızır ve İlyas’ın yeryüzünde buluştukları gündür de…

Muğla’da “Nevruz” bilinmez. Muğlalı Hıdrellez” kutlar.

1 Mayıs’ı “Bahar Bayramı” olarak algılayanlar, öyle kutlansın isteyenler olsa da Muğla’da Bahar Bayramı 6 Mayıs’tır…

Bu sene “Bahar bir türlü gelmiyor” diye çok sızlandık, ama Muğla’da bahara, yaza 5 Mayıs akşamı, gecesi “Merhaba” denir…

xx        xx        xx

Hızır ve Hıdırellezin kökeni hakkında çeşitli fikirler ortaya atılmıştır. Bunlardan bazıları Hıdırellezin Mezopotamya ile Anadolu kültürlerine ait olduğu; bazıları ise İslamiyet öncesi Orta Asya Türk kültür ve inançlarına ait olduğu yolundadır. Hıdırellez Bayramı’nı ve Hızır düşünüşünü tek bir kültüre mal etmek olanaksızdır. İlk çağlardan itibaren Mezopotamya, Anadolu, İran, Balkanlar ve hatta bütün Doğu Akdeniz ülkelerinde bahar ya da yazın gelişiyle belli başlı doğasal döngüler için sevinç duyulduğu görülmektedir.

İnanışa göre, Hızır; yaşam suyu (ab-ı hayat) içerek ölümsüzlüğe ulaşmış; özellikle de baharda aramızda dolanarak, bolluk ve sağlık dağıtır. Hızır bir kişiye verilen addan çok aslında bir doğasal durumu, baharla vücut bulan yaşamın tazelenmesini simgeler. Türkiye‘de Hızır’a atfedilen özelliklerin bazıları şöyledir: Kalbi temiz, Allah’a inanan insanlara yardım eder;

Uğradığı yerlere bolluk, bereket, zenginlik sunar; Dertlilere derman, hastalara şifa verir; Bitkilerin yeşermesini, hayvanların üremesini, insanların kuvvetlenmesini sağlar; Uğur ve kısmet sembolüdür; Mucize ve keramet sahibidir.

xx        xx        xx

Hızır ve İlyas sözcüklerinin birleşiminden “Hıdrellez” ortaya çıkmıştır ve Türkiye’de Hıdrellez Bayramı 6 Mayıs (5 Mayıs Gecesi) tarihinde kutlanır.

5 Mayıs’ta; Hıdrellez gecesi bereket gelsin diye yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakılır. Ev, bağ-bahçe, araba isteyen kimseler, Hıdrellez gecesi gül ağacının altına istediklerinin küçük bir modelini yaparlarsa Hızır’ın kendilerine yardım edeceğine inanılır. Aynı zamanda dilekler kırmızı kurdeleye bağlayıp gül ağacına asılır. Bir yıl boyunca dileklerin yerine gelmesi beklenir. Aynı gece ateş yakılır, dilek dilenir ve ateşin üstünden atlanır.

Dün gece yapmadıysanız seneye yapın. Belli mi olur…

xx        xx        xx

Hıdrellez kutlamaları genel olarak yeşillik, ağaçlık alanlarda, su kenarlarında, bir türbe ya da yatırın yanında yapılmaktadır. Bu gibi yerlere bu nedenle Hıdırlık denildiği de olur. Hıdrellezde baharın taze bitkilerini ve taze kuzu eti ya da kuzu ciğeri yeme adeti vardır. Baharın ilk kuzusu yenildiği (Muğla’da pek yapılmaz) zaman sağlık ve şifa bulunacağına inanılır. Bugünde kırlardan çiçek veya ot toplayıp onları kaynattıktan sonra suyu içilirse bütün hastalıklara iyi geleceğine, bu su ile kırk gün yıkanılırsa gençleşip güzelleşileceğine inanılır.

Muğla’da bir “hıdırlık” yoktur. Çocukluğumda gün doğarken çaydanlığını, gaz ocağını alan soluğu bu gün Kuva-i Milliye Kahramanlarının Rölyeflerinin bulunduğu yerde geçmişte var olan “Koca Havuz” un etrafında alırdı… Burada kahvaltı yapılır, bir gün önce mahalle fırınında pişirilmiş “Hıdrellez Halkası” yenirdi. Kahvaltıdan sonra önlük cebimize halka koyar okula öyle giderdik.

O gün Muğlalılar mesai bitiminde kendilerini Koca Havuz etrafı ile birlikte Kışla Parkı’na, Kızıdağ’a, ovada Bademlik’e vururlardı. Yaygılar serilir, sofralar kurulur, mutlaka yaprak sarması olurdu. Ortalığa mangal ve anason kokusu yayılırken uçurtmalar (tahtalı) havalanır, papatyadan taçlar yapılır, ip atlanır, yakan top, voleybol oynanırdı…

Gün batımında eve çiçeklerle, ‘yılan bıçağı’ denen bitkilerle dönülür, o yılan bıçağı evin bir yerine asılırdı…

Bu gün komşularınızla bunu yapabilirsiniz…

xx        xx        xx

Dünkü yazımı “Nereden nereye geldik. 1 Mayıs notlarını sonra ele alırız.” diye noktalarken, son anda bir düzeltme ekledim. Bu gün o düzeltme üzerinde durup, 1 Mayıs notlarını ele almak niyetindeydim, ama köşenin sonuna geldik. Sonra ele alırız. Dünkü yazıma “Muğla Devrimci Ruhu” ile bütünleşmiş isimlerden, Tes İş Sendikası eski başkanı Erol Soğancı’nın yaptığı yorumla noktalayalım:

Her zaman olduğu gibi döktürmüşsün Özcan Abi. 2000 yılında Dünya İşçi Sınıfının Enternasyonal Birlik, Dayanışma ve Mücadele günü olan 1 MAYIS Kutlamalarını Yatağan’da gerçekleştirmiştik. Tertip Komitesi Başkanlığını da ben üstlenmiştim. Radikal Gazetesi, Canlı yayındaki NTV kitle sayısını 15.000 kişi olarak belirtmişti. Muğla Belediyesi ve o dönemki Sendika Kışla Parkında İçkili kutlama yaptıklarından Mitinge 1 saatten fazla geciktikleri, yetişemedikleri için korteji bekletmek zorunda kalmıştık. Bu ironik bir durumdu ve toplumsal sorumluluktan uzak bir durumdu. Hiç unutamadığım olaylardandır. Sağlıklar diliyorum. Saygılar Sunuyorum.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.